Gastronomik Turizm kitabı, kapsamlı bir yaklaşımla ve yurt içi ve yurt dışı uygulama örnekleri ile tüm paydaşlara yönelik bir bilgi kaynağı ve rehber niteliğinde hazırlanmıştır.
19 Kasım 2020 Perşembe
7 Ekim 2019 Pazartesi
Turizm pazarlamasının rekabet yaklaşımıyla değerlendirildiği kitabımızın heyecanını ve gururunu yaşıyoruz.
Etiketler:
Marketing,
Pazarlama,
Tourism,
Tourism Marketing,
Turizm,
Turizm Pazarlaması
17 Eylül 2017 Pazar
18 Aralık 2015 Cuma
28 Nisan 2015 Salı
LOJİSTİK ŞİRKETLERİNDE KRİTİK BAŞARI FAKTÖRLERİ (4)
Şirketlerin
sürdürülebilir başarı, büyüme ve karlılık hedeflerine ulaşabilmek için yönetim doğru
ve etkili kararlar almalıdır. Bunu gerçekleştirebilmek içinse lider kadrosundan
başlayarak çalışanların iş süreçlerini daha iyi kontrol etmeleri ve karar alma
mekanizması içinde doğru bilgiye doğru zamanda ulaşmaları gerekmektedir.
Bir hizmet
sektörü olan lojistik sektöründe faaliyet gösteren işletmelerimiz için bu konu
çok daha önemlidir. Dolayısıyla bu gerekliliğin yerine getirilebilinmesi için işletmelerimizde
üst yönetim tarafından Kurumsal Performans Yönetiminin etkin olarak
uygulanabilmesi sağlanmalıdır.
Böylelikle
geliştirilen stratejilerin hedef gerçekleşmeleri ve olası risk değerlemeleri
zamanında analiz edilebilecek ve hazırlanacak analiz raporlarına göre daha
hızlı ve güvenilir kararlar alarak oluşturulacak alternatif stratejiler devreye
alınabilecektir.
Karlılığının
ve maliyet yönetiminin günümüz ekonomi şartlarında işletmeler için ne kadar
önemli olduğunu dikkate aldığımızda kurumsal performans yönetiminin devreye
alınmasının sağlayacağı faydalardan beklide en önemlisi maliyetlerin
düşürülerek karlılığının arttırılmasıdır.
Kurumsal
performans yönetiminin temel yaklaşımı işletmelerin tüm finansal ve operasyonel
faaliyetlerinin planlanması, bütçelenmesi, analiz edilmesi, raporlamasını
sağlamaktır. Bunun için işletmelerin bilgi teknolojisi alt yapısı sistemin
kurulmasına ve yönetilmesine uygun olmalıdır.
Ağırlıklı
olarak geleneksel yaklaşımla işletme faaliyetlerini sürdüren lojistik
sektöründe kullanılan kaynaklar ve pazardaki rekabet şartlarını dikkate alarak
sektörün risk değerlemesine baktığımızda şirketlerin kurumsal performans
yönetiminin kritik başarı faktörleri arasında yerini alması gerektiğini rahatlıkla
söyleyebiliriz.
Bu
değerlendirmeler çerçevesinde kurumsal performans yönetiminin etki alanlarını
oluşturulan stratejilerin yönetimi, performans esaslı bütçe yönetimi, karlılık
ve maliyet yönetimi ve finansal yönetim olarak sıralayabiliriz.
Stratejilerin
yönetilmesinde KPY ile şirketler hedeflere ulaşabilmek için oluşturulan
stratejiler çerçevesinde uygulanacak süreçlerin performanslarını, takım
performanslarını ve bireysel performansları takip ederek yönetimsel başarı
sağlayabileceklerdir. Burada başarı sağlayabilmek için özellikle süreçlerin
doğru performans KPI’larına bağlanması gereklidir. Doğru KPI’larla risk
yönetimi, ana faaliyetlere odaklanabilme, çalışanların süreçteki performans
etkilerinin takip edilebilmesi, şirketin temel göstergelerinin stratejik hedefler
doğrultusunda performans gerçekleşmelerinin izlenmesi, iyileştirme yapılacak
alanların yakalanabilmesi sağlanacaktır.
Performans
esaslı bütçeleme ise kurumsal performans yönetiminde bir diğer etki alanıdır.
Bütçenin stratejiler ve hedefler ile uyumlu olması gerekmektedir. Böylelikle
bütçe ile stratejiler ve hedefler arasında tam bir entegrasyon sağlanarak
göstergelerin güncel olarak takibi sağlanabilmektedir. Bu durum günceli takip
etmenin yanında gelecek planlamaları açısından da önemli bir veri kaynağı
oluşturacaktır. Sektörde bugün halen daha bütçeleme konusunda eksik uygulamalar
vardır. Bu durum şirketler için büyük bir risk oluşturmaktadır.
Maliyet ve
karlılık yönetiminde ise zaman çok önemlidir. Eğer sonuçları zamanında elde
edemezsek karar verme ve uygulamaya geçme konusunda ciddi bir zaman kaybı
oluşacaktır. Faaliyetlerin bütçe açısından hedef sonuç gerçekleşmelerinin
tanımlanması ve izlenmesi, direkt ve endirekt maliyetlerin yönetimi, kar ve
zararın nerelerde oluştuğunun takibi performans esaslı bütçeleme ile mümkündür.
Finansal
yönetimde ise işletme faaliyetleri için gerekli olan kaynakların sağlanmasına
direkt etki eden finansal performansın takibi sağlanacaktır. Özellikle lojistik
sektöründe hizmetin stoklanamaması ve gelir gider dalgalanmalarından dolayı finansal
risk oldukça yüksektir.
Sonuç olarak
hizmet sektörü olarak lojistik sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin gerçek
kar ve zararlarını görebilmeleri kurumsal performans yönetimi ile mümkündür.
Etiketler:
KPY,
Kuurmsal Performans Yönetimi,
Lojistik Sektörü
LOJİSTİK ŞİRKETLERİNDE KRİTİK BAŞARI FAKTÖRLERİ(3)
FİNANSMAN YÖNETİMİ
Dünya
ölçeğinde rekabetin etkilerinin yoğun olarak hissedilmeye başladığı iki binli
yılların başından itibaren finans yönetiminin, işletmelerin kritik süreçleri
arasındaki yeri ve önemi giderek artmış ve artmaya da devam etmektedir. Global
rekabet edilebilirlikte şirket kaynaklarından optimum düzeyde faydalanmak için,
daha planlı hareket etmek gerekir. Bu planlamayı yapabilmek için de şirketlerin
yönetiminin şirketin finansal göstergelerine güncel olarak hakim olması ve ardından
güncel finansal raporlarla doğru analizler yapması önemlidir. Lojistik Sektörünün
yüklenmiş olduğu toplam kredi hacmine baktığımızda, BDDK ve TCMB verilerine
göre taşımacılık ile diğer taşımacılık ve depolama sektörü başlıklarında 2013
yılında 2012 yılının aynı dönemine göre yaklaşık % 16’ lık bir artış olmuştur.
Bu açıdan da sektörde faaliyet gösteren işletmeler için finansal yönetimin
önemi artmıştır.
Oluşan bu
ekonomik şartlar çerçevesinde özellikle lojistik hizmet sağlayan şirketlerin,
performans esaslı bütçelemeyi uygulamaları bir gerekliliktir. Sektör için
özellikle diye vurgulamamızın nedeni, bir hizmet sektörü olmasından
kaynaklanmaktadır. Hizmet sektörü olarak lojistikte gider dalgalanma riskinin
daha fazla olmasındandır.
Doğru
projeksiyonlarla hazırlanacak olan bütçe ve bütçe analizleri, gerçek giderlerin
güncel olarak takibini kolaylaştıracaktır. Bütçenin sağlayacağı bir diğer fayda
ise işletme faaliyetlerinden elde edilen nakit akışının ve faaliyet karının da
güncel olarak takip edilmesidir. Günümüzde lojistik sektörünün önündeki en
büyük risklerden birinin faaliyet karı gerçekleşmelerinin olduğunu dikkate
aldığımızda, gerçekleştirilen her bir işletme faaliyetinin karlılık
performansının ve bütçe uyumunun takibi gereklidir.
İşletmenin
faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için gerekli olan finansman kaynaklarının
sağlanmasında alternatifler arasında tercih edilen yöntem ise dikkat edilmesi
gereken bir diğer noktadır. Öncelikle finansman ihtiyacının karşılanmasında dış
kaynak kullanımı veya öz sermaye kullanımı arasında bir denge kurulmasında
fayda vardır. Bu noktada, dış kaynak kullanımında yanlış bir strateji izlenmesi
sonucu ortaya çıkacak olan verimsizliğin karşılığı finansman maliyetindeki
artış olacaktır. Bu durum ise direkt olarak karlılığı etkileyebilecektir.
Finansman
açısından olumsuz bir tablonun yaşanmaması için öncelikle tüm faaliyetlerin
reel bir değerlemesi yapılarak, optimum işletme sermayesinin ne hacimde olması
gerektiği belirlenmelidir. Daha sonra ise finansmanın optimizasyonuna karar
verilmeli ve son olarak da kaynak değerlemesi yapılmalıdır. Bu çalışmalar
yapılırken dikkate alınması gereken konular ise işletmenin faaliyet yapısı ve
hedefleri, faaliyet gösterilen sektörün yapısı ve pazarın yapısındaki ekonomik
değişkenliklerdir.
Her zaman
vurguladığımız gibi Lojistik sektörü bir hizmet sektörüdür ve üretilen hizmet
stoklanamaz. Konuya bu açıdan yaklaştığımızda, yine finansman riski ile karşı
karşıya kalmamak için yatırımlarda atıl kapasitesinin oluşmamasına dikkat etmek
gereklidir. Bir diğer nokta ise atıl kapasiteyi doldurmak amacıyla ve nakit
akışına destek vereceği düşünülerek yapılan anlaşmalardır. Buradaki gerçek durum,
kar getirmeyen bir faaliyete bağlı kapasite doluluğunun ve nakit girdisinin işletmeye
orta ve uzun vadede ciddi bir finansman yükü getireceğidir.
Sonuç olarak
işletme yönetimi çalışma sermayesini doğru yönetebilmeli, aktiflerinin karlılık
açısından geri dönüş analizlerini güncel olarak takip etmeli ve stratejik
kararlarını ona göre almalıdır. Burada finans yöneticilerine bir parantez
açarsak onların rolünün ne kadar önemli olduğunu vurgulamak isterim. Finans
yöneticileri çalışma planlarında analiz ve yönetim sürecine gereken önemi
mutlaka vermelidirler.
Etiketler:
Finansman Yönetimi,
Hizmet Sektörü Lojistik,
lojistik,
Lojistik Sektörü
20 Mart 2014 Perşembe
LOJİSTİK ŞİRKETLERİNDE
KRİTİK BAŞARI FAKTÖRLERİ ( 2 )
İNSAN KAYNAKLARI
Bir hizmet sektörü olan lojistik sektöründe insan kaynakları üretim yapan şirketlerden daha büyük öneme sahiptir. İş süreçlerinin hemen hemen tamamının teknoloji kullanımının yanında yoğun bir iletişim yönetimine bağlı olması bu büyük önemin en büyük nedenidir. Dolayısıyla lojistik şirketlerinde uygulanacak İK stratejilerinin iş süreçleri ile entegrasyonuna özellikle dikkat edilmelidir.
Sektörün
genel yapısına baktığımızda depo çalışanlarından, operasyon çalışanlarına kadar
işin her aşamasında büyük bir dikkat gerektiren sektörde bir diğer çalışan
grubu ise sürücülerdir. Oluşturulacak olan İK projelerinin tüm bu çalışan
guruplarını kapsayacak şekilde tasarlanması gereklidir. Oluşturulacak olan İK
projelerinin çeşitli nedenlerle ortaya çıkan maliyetleri aşağıya çekerken,
verimliliğin de arttırılmasını sağlaması gerekir. Çoğu zaman bu gereklilik İK
yöneticileri tarafından sözel olarak ifade edilmekte olsa da uygulamada sorunlarla
karşılaşılmaktadır.
Bu
sorunlarla karşılaşmamak için öncelikli başarı kriteri çalışan yapısı ile
ilgili envanterin güncel olmasıdır. Bu envanterde özellikle çalışanla ilgili
raporlar ve yapılan analizler ayrıntılı bir şekilde yer almalıdır. Her bir çalışan
için oluşturulan envanterlerin birleştirilmesi ile de şirketin genel insan
kaynakları rapor ve analiz dökümü hazırlanmalıdır. Ve tabiî ki her zaman için
ifade ettiğim gibi güncelliğinden hiçbir ödün vermeden…
Bir diğer
kritik başarı faktörü ise şirket içindeki iş gücü dağılımıdır. Burada özellikle
tanımlanmış iş süreçleri ve o sürecin yapılabilmesi için gerekli olan işgücü
optimizasyonun sağlanması hedeflenmelidir. İşgücü optimizasyonunun sağlanamaması
durumunda ise atıl veya yetersiz kapasitenin oluşması kaçınılmazdır. Bu durum
ise beraberinde verimsizliği ve maliyet artışını getirecektir.
Lojistik
hizmet üreten şirketlerde İK stratejileri açısından bir diğer kritik başarı
faktörü de uygulanacak olan performans yönetimidir. Çalışan performanslarının
ölçülmesinde yine sürücüler de dahil olmak üzere doğru performans kriterlerinin
belirlenmesi ve uygulanacak performans kriterlerinin çalışanlar tarafından da
benimsenmesine dikkat edilmelidir.
Çalışanların
verimliliğinin arttırılmasında eğitim ve kariyer yönetimi titizlikle ayrıca ele
alınması gereken bir konudur. Sektörde bu konuda başarılı örnek uygulamaları
rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. Yine de sektör genelinde yaygınlaşması
konusunda ülkemizde kısıtlar devam etmektedir.
İK
alanındaki kritik başarı faktörlerinde sürücülere ayrı bir parantez açmak
gerekir. Sürücü verimliliği şirketin başarısını direkt olarak etkileyen bir
konudur. İyi yönetilemeyen bir süreç lojistik şirketlerinde ciddi maliyetlerin
oluşmasına neden olmaktadır. Burada özellikle hem şirket tarafını ve hemde
sürücü tarafını iyi analiz etmek gerekir. Sürücülere yönelik oluşturulacak olan
İK stratejileri emek yoğun çalışan bu kesimin verimliliği açısından önemlidir.
Sürücülerin işe alımlarında ise genellikle tecrübe konusu ön plana çıkarılırken
sürücünün performans karnesi ve yetkinlikleri ciddi şekilde göz ardı
edilmektedir.
Sürücülere
yönelik oluşturulacak olan performans yönetimi ve ona bağlı olarak uygulamaya
geçirilen bir ödül yönetim sistemi sürücü verimliliğinin arttırılmasına önemli
bir katkı sağlayacaktır.
Etiketler:
Hizmet Sektörü,
İK Stratejileri,
İnsan Kaynakları,
Lojistik Sektörü
28 Şubat 2014 Cuma
LOJİSTİK ŞİRKETLERİNDE
KRİTİK BAŞARI FAKTÖRLERİ ( 1 )
OPERASYON, PAZARLAMA VE SATIŞ
KRİTİK BAŞARI FAKTÖRLERİ ( 1 )
OPERASYON, PAZARLAMA VE SATIŞ
Ticaretin
küreselleştiği günümüz ekonomi şartlarında lojistik sektöründe faaliyet
gösteren şirketler faaliyet gösterdikleri coğrafi alanları genişleterek ve
hizmet alanlarını da farklılaştırarak yeni yapılanmalara gitmektedirler.
Önümüzdeki 10 yıl içinde bu yönde başarı sağlayan şirketlerin küresel rekabette
daha güçlü konumda olabileceklerini söyleyebiliriz. Bununla birlikte değişen
müşteri ihtiyaçları karşısında lojistik şirketleri öncelikle 3PL daha sonra da 4PL
hizmetlere doğru kendilerini geliştirmek durumundadırlar.
Başarının
sağlanabilmesi için öncelikli adım müşteri ilişkileri yönetimidir. Lojistik
şirketleri hem müşteri ilişkileri hemde verilen hizmet alanları bakımından
kendilerini sürekli geliştirmeli ve müşterilerine daha fazla katma değer
yaratan hizmetler sunmalıdır. Bu noktada süreci doğru yönetebilmek için konuya olan
yaklaşım tarzlarının değiştirilerek bazı kritik başarı faktörlerinin uygulamaya
alınması gereklidir.
Uygulamaya
alınması gereken kritik başarı faktörlerinden birincisi lojistik şirketlerin
müşterilerine sunduğu hizmetlerin karlılık analizlerinin yapılmasıdır.
Sürdürülebilir başarının sağlanmasında verilen her bir hizmetin karlılığının
detaylı analizinin yapılması önemlidir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta
verilen hizmetin karlılığının müşteri hizmet düzeyinin yukarıya taşınarak
sağlanmasıdır. Lojistik şirketlerde karlılığının operasyon faaliyetlerinin
verimli olarak yönetilmesi ile sağlanabileceğini dikkate aldığımızda faaliyet
sonuçlarının güncel olarak titizlikle takip edilerek kayıpların tespit edilmesi
ve iyileştirmelerin hızla yapılması gereklidir. Günümüzde birçok operasyon
yöneticisi günlük operasyonel faaliyetlerin içinde kalarak bu analizlerin
yapılması konusuna gereken önemi verememektedir.
Kritik
başarı faktörlerindeki bir diğer önemli noktada müşteri karlılık analizleridir.
Lojistik şirketin faaliyetleri sonucunda elde edeceği kar hedefi tek olsa bile
her bir müşterinin karlılık değeri aynı değildir. Buradaki önemli görevde
pazarlama yöneticilerine düşmektedir. Pazarlama yöneticileri her bir müşterinin
yine detaylı analizini yaparak müşteri karlılık değerlerini güncel olarak takip
etmeli ve müşteri skorlarının oluşturmalıdır.
Pazarlama ve
operasyon yöneticilerini ilgilendiren bir diğer önemli kritik başarı faktörü
ise müşteri hizmet düzeyinin analizidir. Lojistik şirketler müşterileri ile
yaptıkları anlaşma şartlarının yerine getirilmesinde faaliyetlerinin performans
değerlerini yine güncel olarak takip etmeli ve analizini yapmalıdırlar. Bu
analizler hem istenen müşteri hizmet düzeyinin sağlanmasında hemde verimliliğin
ve etkililiğin sağlanmasında büyük öneme sahiptir.
Burada ele
almış olduğum tüm analizlerin zamanında yapılması, raporlanması ve doğru
yorumlanarak uygulamaya geçilmesi lojistik şirketler açısından kritik başarı
faktörleridir ve asla göz ardı edilmemelidir. Yapılan faaliyetlerin en az ayda
bir yapılacak olan ve ortak katılımın sağlanacağı yönetim toplantılarında
değerlendirilmesi ve şirketin güncel performansının analiz edilerek ortak yol
haritasının çizilmesi de uygulamaya geçirilmesi gereken bir diğer noktadır. Bu
toplantılarda şirket yönetimi faaliyetlerinin verimliliğini ve etkililiğini
ortak bir platformda yapılan güncel analizlerle değerlendirme imkanına sahip
olur.
Unutulmamalıdır
ki başarının sağlanmasında pazarlama, satış ve operasyonel faaliyetlerin
ölçülmesinde ve analizlerinin yapılmasında her zaman için güncel olmak gerekir.
8 Ekim 2013 Salı
GELENEKSEL YAPIDAN ORGANİZE YAPIYA LOJİSTİK SEKTÖRÜMÜZ VE YENİ EKONOMİ KURALLARI
Ülkemizde
özellikle 1980 sonrasında başlayan dışa dönük ekonomik büyüme trendiyle
birlikte lojistik sektörü de büyümeye başlamıştır. Önceleri sadece lojistiğin
önemli bir süreci olan karayolu taşımacılığında başlayan gelişim daha sonra
lojistiğin diğer süreçleriyle birlikte 3PL yaklaşımına kadar uzanmıştır. Bir
hizmet sektörü olan lojistik sektöründeki bu hızlı değişim sürecinde sadece
taşımacılıktan gelen birçok sektör oyuncusunun geleneksel yapıdan organize
yapıya geçişini de zorunlu kılmıştır.
Bugün
sektörde etkin olan birçok şirkete baktığımızda kuruluş yıllarının 1980’ li
yıllardan sonra olduğunu görürüz. 1990 yılında forwarder şirket olarak kurulan
Ekol Lojistik, 1989 yılında Ankara merkezli olarak faaliyete başlayan Reysaş
Lojistik, 1982 yılında kurulan İntercombi, 1978 yılında kurulan ve 1982 yılında
uluslararası karayolu taşımacılığına başlayan Omsan, 1973 yılında kurulan ve
2000 yılından itibaren entegre lojistik hizmet vermeye başlayan Borusan, 1987
yılında kurulan ve bugün 35 ülkede 1500 farklı noktaya hizmet götüren Türker
Lojistik, 1992 yılında kurulan Mars Lojistik örneklerinde de olduğu 20 – 30 yaş
aralığında genç bir yapıya sahip olan lojistik sektörün de geleneksel yapıdan
organize yapıya geçiş yapan ve küresel şirket olma yolunda ilerleyebilecek
şirketler olduğu gibi iş yapış ve yönetim modelleri açısından geleneksel ve
organize yapı arasında kalan sektör şirketlerinin de var olduğunu
söyleyebiliriz.
Özellikle küresel sektör şirketlerinin bizim özelliklerimize sahip
ülkelere göstereceği ilginin artarak devam edecektir ve artan bu ilginin daha
keskin küresel rekabeti ve satın almaları da beraberinde getirecektir. Lojistik sektörünün artık küresel bir sektör haline geldiğini
dikkate aldığımızda Türk Lojistik sektöründe faaliyet gösteren şirketlerimizin
yeni ekonomi şartlarına uyum göstermesi sürdürülebilir gelişim açısından büyük
önem arz etmektedir. Genç bir şirket yapısına
sahip olan sektörümüzde yaşanan hızlı değişimle organize yapıya geçen
şirketlerin artık öncelikli hedefi küresel şirket olabilmek, geleneksel yapı ve
organize yapı arasında kalan şirketlerimiz içinse hedef organize yapıya geçiş
olmalıdır. İşte her iki yapı içinde olmazsa olmaz şart yeni ekonomi kurallarına
kısaca göz atalım;
Teknoloji kullanımından
alt yapıya kadar bir çok alanda gelişim göstererek küresel şirket olabilme
aşamasına gelen şirketlerimiz için en önemli kriter “global network”e sahip
olmaktır. Global network içinse teknolojik alt yapının daha da geliştirilmesi
gerekmektedir.
Bu örnekten yola çıkarsak küresel şirket olmak isteyen lojistik şirketlerimiz var olmak istedikleri ülkelerde kendisini yerel güç haline getirecek olan şirketlerle işbirliği yapmak veya satınalmak durumundadır. Burada rekabette öne çıkacak konu küresel hizmet verebilme yetkinliğidir.
Geleneksel
yapıdan organize yapıya geçecek olan şirketler için ise ilk aşamada yapılması
gereken şirketinizin var oluş nedenini ve amacınızın ne olduğunun net olarak
ortaya konulması ve bunun çalışanlarınızla da şeffaf olarak paylaşılmasıdır.
Daha sonrada yeni ekonomi şartlarına uyum sağlayabilmek için faaliyetler en
verimli şekilde yürütülmeli ve hizmet kalitesinden taviz vermeden maliyetlerin aşağıya
çekilmesi için yapılması gerekenler belirlenmelidir.
Hizmet
kalitesinde ise özellikle hizmet optimizasyonu ön plana çıkmaktadır. Artık
müşteri siparişleri elektronik ortamda gelmekte ve elektronik ortamda bilgi
alışverişi olmaktadır. Termin sürelerine uyumun yanında müşteri ile bilgi
alışverişinin zamanında yapılması hizmet optimizasyonu açısından önemlidir.
Hizmet optimizasyonu ise iyi bir teknolojik alt yapının yanında bu teknolojiyi
etkin ve müşteri odaklı olarak kullanabilecek bir kadroyla sağlanabilir.
Diğer
taraftan bu şirketler yeni satış kanalları ve stratejik işbirlikleri oluşturabilmelidir.
Keskin rekabet koşulları yeni satış
kanallarının oluşturulması ve stratejik işbirliklerinin geliştirilmesini
zorunlu hale getirmiştir.
Etiketler:
Gelecek,
Hizmet Kalitesi,
Küresel Şirket,
lojistik,
Lojistik Sektörü,
Rekabet,
Yeni Ekonomi Kuralları
11 Haziran 2013 Salı
HİZMET SEKTÖRÜNDE RİSK
YÖNETİMİ
Yirminci
yüzyılın ikinci yarısından itibaren, pek çok gelişmekte olan ülkede hizmet
sektörünün genel ekonomi içindeki payının ve pazar payı büyüklüğünün üretim
sektörünü dahi geride bırakabilecek şekilde arttığını görüyoruz. Bunu piyasa
yapısı içerisinde önemli bir yapısal değişiklik olarak da değerlendirebiliriz. Hizmet
sektörünün genişleyen payı ile birlikte bu sektörün aktif oyuncuları olan
hizmet işletmeleri de sürdürdükleri faaliyetlerde, özellikle küresel rekabetçi
yapının da etkisiyle hizmet çeşitliliği, kalite olgusu, risk yönetimi gibi
stratejik unsurlar üzerinde çok daha fazla durmak zorunda kalmışlardır.
Hizmet
sektörü içerisinde yer alan ve günümüzde önemi giderek daha fazla anlaşılmaya
başlayan bir sektör de lojistik sektörüdür. Lojistik sektörü, dünyada ve
ülkemizde hızlı bir şekilde büyürken ve değişim gösterirken, lojistik hizmet
sağlayan işletmelerin, yapılan işin bir hizmet olması nedeniyle “risk yönetimi”
gibi kritik öneme sahip ve işletmenin tüm süreçlerini doğrudan etkileyen konu
üzerinde daha fazla yoğunlaşmaları gerekmektedir.
Ekonomik
yapıda konumlanan hemen her işletme için geçerli olabilecek risk başlıklarını ise
finansal, operasyonel, uygulanacak stratejiler ve dış çevre etkileşimleri
olarak belirtebiliriz.
Lojistik
sektörü açısından, operasyonel riskler arasında öncelikle hizmetin verilmesi için
gerçekleştirilen iş yapış modeline yönelik risklerden söz edebiliriz. İş yapış
modeline yönelik operasyonel riskler arasında hizmet kalitesi ve müşteri memnuniyetini
birinci sıraya yerleştirebiliriz. Yalın bir ifade ile hizmet kalitesi açısından
riski “beklenen sonuçla gerçekleşen sonuç arasındaki sapma” olarak da tanımlayabiliriz.
Hizmetin
üretilebilmesi için gerekli olan kaynak altyapısına sahip olmadan veya var olan
kaynakların verimli kullanılmadığında oluşabilecek risklerin doğru
yönetilememesi durumu, hizmet sektöründe sürdürülebilir hizmet kalitesini doğrudan
etkilemektedir. Bu durumun da en büyük nedeni, hizmet sektörünün temel özelliği
olan “hizmetin üretildiği anda tüketilmesi” özelliğidir.
Günümüzde
lojistik hizmet sağlayıcı işletmeler artık lojistik hizmet alan işletmelere, taşımayla
birlikte pek çok işlemi de kapsayan çok yönlü bir hizmet paketi sunmaktadır.
Diğer bir ifade ile müşteriler sadece taşıma gibi tek bir hizmeti değil, çoğu
zaman bir hizmet paketini satın almaktadırlar. Müşteri bu hizmet paketini satın
alırken hizmeti veren şirketin insan kaynağından fiziksel kaynağına kadar
birçok kaynağı ile de etkileşim halindedir. Bu etkileşim hizmeti satın alma
kararının, hizmetin verilmesi
sırasındaki müşteri memnuniyeti seviyesinin ve dolayısıyla sürdürülebilir bir
müşteri ilişkisinin de belirleyicisi olmaktadır.
Hizmet
kalitesi açısından riskin doğru yönetilebilmesi için hizmet kalitesinin
hizmetin verilmesi sırasında doğru ölçülmesini sağlamak gerekmektedir. Bunun
için de lojistik hizmet sağlayıcı şirketler, çoğu zaman zor olsa da hizmet
kalitesini ölçebilecek objektif performans kriterlerini ve standartlarını da belirlemek
durumundadırlar.
Burada bir
konuya daha değinmek isterim; lojistik firmaları hizmet sunumunda kendi
olanaklarının yanı sıra yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerinde bazı tedarikçiler
ve alt taşıyıcılarla da çözüm ortaklığına gidebiliyorlar. Bu noktada doğru alt
taşıyıcı ve tedarikçi seçimi önemli olup, seçim doğru yapıldığında pazar
payının arttırılmasında ve hizmet kalitesini yukarı taşımada firmanın etkin ve
başarılı olmasını sağlarken, bu durumun tam tersinin olması da günümüzde
karşılaşılan önemli bir sorun olmakta ve risk yönetimi açısından da ayrıca
üzerinde durulması gerekmektedir. Dolayısıyla şirketler alt taşıyıcı ve
tedarikçi seçiminde kendi standartlarına ve iş yapış şekline uygunluğunu
dikkate almalı ve ölçümlemelidir.
Lojistik
hizmet sağlayıcı işletmeler açısından karşılaşılan bir diğer risk alanı da,
maliyet yönetimidir. Verilecek hizmetin fiyatını oluşturmada kritik öneme sahip
olan birim maliyetlerin belirlenmesindeki hatalar, işletme açısından sonrasındaki
iş süreçlerinde dahi sorun yaratabilmektedir. Bu durum da işletmenin karlılığını
etkilemekte ve hedeflere ulaşmayı zorlaştırmaktadır.
Üçüncü risk
alanı da teknoloji kullanımında ortaya çıkmaktadır. Teknoloji operasyonel
verimlilik, doğru bilgiye zamanında ulaşma ve ulaşılabilirlik açısından önem taşımaktadır.
Teknolojinin bir diğer önemi de müşteri taleplerinde ortaya çıkmaktadır.
Lojistik hizmet satın alan işletmeler artık kendi sistemleri ile uyumlu eş
zamanlı olarak sonuçları takip edebilecekleri bir bilişim alt yapısını lojistik
hizmet sağlayıcı şirketlerden talep etmektedirler.
Risk yönetiminde
ele alınması gereken bir diğer risk alanı olan fiziksel kaynaklar ve bu
kaynağın doğru yönetilmesi lojistik hizmet sağlayıcı işletmelerin kapasite
verimliliği ve dolayısıyla hizmet kalitesi ve karlılığı açısından önemlidir.
Atıl kapasite de günümüzde lojistik hizmet sağlayıcı işletmeler açısından
önemli olup, karlılığı doğrudan etkilemektedir.
Ve tabiî ki
insan kaynağı. Aslında bu kaynak için tek bir söz söyleyebiliriz;
“Riski doğru
yönetmenin olmazsa olmazı”.
Etiketler:
Hizmet Sektörü Lojistik,
Rekabet,
Risk Yönetimi,
Strateji,
stratejik yönetim
7 Mayıs 2013 Salı
İŞLETMELERDE
EĞİTİM
YÖNETİMİ
Günümüzde hemen her sektörde karşımıza çıkan belirgin ortak nokta
arz ve talep dengesinin arzdan yana değişmiş olduğudur. Bu değişim beraberinde
yoğun rekabet ortamını ve zorluklarını getirmiştir.
Rekabette tercih edilebilirliğin kriterlerine baktığımızda
karşımıza, mal ve hizmet kalitesi, müşteri ihtiyacının beklenen düzeyde ve
hatta beklenen düzeyin ötesinde karşılanması ve fiyat konusu öne çıkmaktadır. Burada
dikkat edilmesi gereken nokta ise arzulanan veya yeterli hizmet düzeyini
sağlamadan, fiyat kriterinin tek başına belirleyici olamayacağıdır.
İşletmelerin rekabete yönelik hedeflerine ulaşma yönündeki temel
stratejilerini incelediğimizde, rekabette bir adım öne geçebilmek için verimli
insan gücünün oluşturulmasının 2000’li yıllardan itibaren şirketlerin stratejik
planları içinde daha fazla yer almaya ve önem kazanmaya başladığını
görmekteyiz. Stratejik insan kaynakları yönetiminde ise eğitim yönetimini
ayrıca değerlendirmek ve bu konuya bir parantez açmak gerekmektedir.
Stratejik insan kaynakları yönetiminde eğitim yönetiminin temel
amacını “çalışanların bireysel ve mesleki yetkinliklerini, bilgi düzeylerini ve
dolayısıyla verimliliklerini arttırmaya yönelik gereksinimlerinin eğitim
yoluyla kazandırılması” olarak ele alabiliriz.
Yine burada dikkat edilmesi ve unutulmaması gereken nokta, eğitim
yönetiminin genel yönetim biliminin ayrılmaz bir parçası olduğudur. Yönetim
bilimi insanların nasıl çalıştığı, nasıl davrandığı ve nasıl verimli bir
şekilde çalışacağı ile ilgilenir. Bu ilgi alanı şirket yönetimi açısından da
aynı benzerliği taşır. Çalışma performansı ve verimlilik yönetiminin direkt
ilgi alanına girmektedir. Burada da şirket yönetiminin şirket kültürü olarak
eğitim ve eğitim yönetimine bakış açısı önem kazanmaktadır.
Organizasyonel yapı içerisinde yer alan her bir konum ve pozisyon
için ayrı ayrı tasarlanması gereken eğitim yönetimi, verimliliğin
arttırılmasında önemli bir etken olacaktır. Burada özellikle her bir pozisyon
için gerek duyulan eğitim konularının iyi tespit edilmesine dikkat edilmelidir.
Alınacak olan eğitimin o pozisyon tarafından yapılan işlerde gerekli faydayı
sağlaması gereklidir. Aksi takdirde eğitim bir verimsizlik uygulaması olarak
karşımıza çıkacaktır.
Dolayısıyla eğitim yönetiminde birinci kritik başarı faktörü kurumsal
yapı, iş tanımı ve yapısı ile bireysel yapının dikkate alınmasıdır. Ne yazık ki
günümüzde birçok eğitim bu özellikler dikkate alınmadan standart uygulamalar ve
benzer içeriklerle gerçekleştirilmektedir. Bu durum günümüzde halen daha eğitim
yönetiminin şirket hedeflerine ulaşmada stratejik bir süreç olarak ele
alınmamış olduğunun bir göstergesidir. Bu geleneksel eğitim yaklaşımından
ayrılamazsak eğitim etkinliğini ölçme, değerlendirme, kayıtlarının tutulması,
raporlarının hazırlanması gibi eğitim yönetimin diğer alt süreçlerini yerine
getirmenin bir anlamı yoktur.
Diğer taraftan eğitim yönetimini şirket hedeflerine ulaşmada stratejik
bir süreç olarak görüp, faklı yaklaşımları ve yenilikçi iş modellerini eğitim
süreçleri ile hayata geçiren
şirketlerimizin uygulamalarını da görebilmekteyiz. Eğitime yüksek önem veren şirketlerde
sadece eğitim konusuyla ilgilenen orta düzey bir yöneticinin atanması ve ekibinin
oluşturulmasının yanı sıra kurumsal yapı, görev ve pozisyon yapısı ile bireysel
yapı arasındaki dengeye de hassasiyetle dikkat edilmektedir. Bu yaklaşımı
sergileyen şirketlerin ortak çıkış noktası ise “insanın bir maliyet unsuru
değil, rekabet avantajı yaratan bir unsur” olarak görülmesi ve bu çerçevede ele
alınmasıdır.
İnsan unsuru işletmelerin en önemli unsurudur ve bu unsurun
verimliliğinde sosyo psikolojik durum ve kurum içi ortam yönetimi de dikkat
edilmesi gereken diğer noktalardır.
Şirket içi eğitim
yönetiminde ikinci kritik başarı faktörü kurum içi ortam yönetiminde yönetim
kadrosu ve liderlerin rolünün iyi belirlenmesidir. Günümüz modern yönetim
anlayışında yöneticiler sadece teknik bilgilerini değil, yönetsel ustalıklarını
da ortaya koymalıdırlar.
Yönetsel ustalığın çalışan verimliliği üzerine direkt etkisi
olduğunu unutmadan, eğitim yönetiminde yöneticilerin sürdürülebilirlik
açısından görevlerini tam olarak yerine getirmeleri gerekmektedir.
UNIBUSINESS MAYIS 2013
UNIBUSINESS MAYIS 2013
Etiketler:
Eğitim,
insan kaynakları,
Rekabet,
Strateji,
yönetim
5 Nisan 2013 Cuma
STRATEJİK DÜŞÜNME
“stratejik
düşünebilmek”.
Bir kitabı
okumaya başlarsınız veya bir filmi izlemeye… Merak hep son ile ilgilidir. Sonu
ne olacak? Oysa siz, sonu yazar veya yönetmen tarafından tasarlanmış olan bir
sona ulaşacaksınız. Yazar veya yönetmen sizin merak ettiğiniz sonu kendine göre
kurgulamıştır ve siz okuyucu veya seyirci olarak hiçbir etkide bulunamaz, kurguya
dahil olamazsınız. Rolünüz sadece okumak veya seyretmektir.
İş
dünyasında ise durum tam tersidir. Önce hedefi doğru bir şekilde belirlemek,
sonrasında ise bu hedefe ulaşmak üzere aktif ve etkin olmak durumundasınız.
İşte bu noktada eğer sadece okuyucu veya seyirci olmak istemiyorsanız,
stratejik düşünme yetkinliğinizin tam olması gereklidir. İş dünyasında oyun
sondan başlar. Diğer bir ifade ile ulaşmak istediğiniz noktadan.
Ne yazık ki
bugüne kadar birçok girişim ve yatırım stratejik düşünme yetersizlikleri
nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ve yine ne yazık ki günümüzde de stratejik
düşünceden uzak bir çok yatırıma ve girişime tanık olabiliyoruz. Başarısızlık
durumunda ise bu durum büyük bir kaynak israfına neden olmaktadır.
Stratejik
düşünme. Stratejinin oluşturulmasını sağlayacak olan değerlerin bir araya
getirilmesini sağlayacak olan yaklaşımdır. Ve iş dünyasında yer alan gerçek
liderlerin ortak özelliğidir. Çünkü liderler başarı veya başarısızlığın en
önemli aktörleridir. Bir stratejiyi yönetmek için seçilmiş kişiler olarak
liderler, stratejik yönetim sürecinde kilit rol oynamaktadırlar. Dolayısıyla
stratejik düşünce yaklaşımı ile yapılan birçok yatırım ve girişim ise kilit rol
oynayan ve nokta adam konumunda olan liderlerin stratejik düşünce eksikliklerinden
dolayı başarıya ulaşamamaktadır. Liderlerin bir diğer önemli sorumluluğu da üst
yönetim tarafından benimsenen temel stratejilerin kurum içindeki çalışanlar
tarafından tam olarak anlaşılmasını, içselleştirilmesini ve yayılımını
sağlamaktır. Bu noktadaki eksiklik de çıkış noktasında ideal olarak görülen birçok
projenin başarısızlığının bir diğer önemli nedenidir.
Bu noktada
strateji ve stratejik düşünme yaklaşımını arasındaki etkileşime de bakmak
gerekir. Strateji geçmişte yapılanlar ve elde edilen tecrübelerle gelecekte
yapılması gerekenler arasında iyi bir bileşim oluşturabilmektir. Bu bileşimi
oluşturabilmek için ise stratejik düşünme yaklaşımına ihtiyaç vardır.
Türkiye’ de
birçok sektör gibi lojistik sektörü de hızlı bir değişim içindedir. Ve bu
sektörde de stratejik düşünme yaklaşımının eksikliğini hissedebiliyoruz.
Planlar genellikle geleneksel yaklaşım çerçevesinde daha çok operasyonel
faaliyetlere odaklanarak devam etmektedir. Çekici almak, depo yapmak, fiyatları
değiştirmek, yeni çalışanları bünyeye dahil etmek gibi bir çok operasyonel faaliyet
aslında başlangıçta belirlenen bir strateji ile gerçekleştirilmelidir. Gerçekleştirilmediğinde
ise gündeme gelecek olan konu kaynak israfına neden olan atıl kapasiteler ve
müşteri kayıplarıdır.
Sektörün
genel yapısına baktığımızda strateji tanımında da verdiğimiz gibi geçmiş ve
elde edilen tecrübeler önemli bir avantaj ve üstünlüktür. Ve bu işin % 50’ sini
oluşturuyor. Ancak asıl sorun diğer % 50’ lik kısımda ortaya çıkmaktadır. Alışkanlıkları
terk ederek gelecekte yapılması gerekenleri oluşturabilmektir. Unutulmaması gereken stratejinin operasyonel veya teknik bir kavram değil, düşünsel ve analitik bir yaklaşım
olduğudur.
Onun için
geçmiş ve geleceğin bileşimini sağlamada stratejik düşünmeye ihtiyaç vardır.
Etiketler:
lojistik,
Strateji,
Stratejik düşünme,
stratejik yönetim
1 Mart 2013 Cuma
LOJİSTİK SEKTÖRÜNDE MALİYET YÖNETİMİ
Maliyet nedir? Sorusunun
cevabını araştırdığımızda karşımıza birbirine benzeyen bir çok tanım
çıkar. TDK maliyeti, “bir mal elde
edilinceye değin harcanan değerlerin toplamı” olarak tanımlarken, maliyet
muhasebesi yönüyle maliyet ise “İşletmelerin
faaliyet konusuna giren mal veya hizmetlerin elde edilmesi için gerekli olan
her türlü girdinin para olarak ifade edildiği toplam değer” olarak tanımlanmıştır.
Sonuç olarak yapılan tanımlara baktığımızda öne çıkan ortak nokta, hep bir ürün
veya hizmetin elde edilmesi süreci olduğudur.
Günümüz stratejik yönetim
anlayışında ise maliyet; sadece ürün veya hizmetin elde edilmesi olarak değil,
hedefe ulaşmakla özdeşleştirilmelidir. Bu çerçevede ise maliyet, “işletmenin
stratejik hedeflerine ulaşabilmek için gerçekleştireceği faaliyetler için gerekli
olan kaynakların parasal ifadesidir” şeklinde tanımlanabilir.
Günümüz ekonomi ve yoğun rekabet
şartlarında hemen her sektörde olduğu gibi bir hizmet sektörü olan lojistik
sektöründe de maliyet yönetimi çok daha önemli hale gelmiştir. Bunun nedeni de özellikle
işletmelerde karar alıcı noktada olan yöneticiler için geleceğe yönelik
tahminlerin yapılmasındaki güçlüğün derecesinin artmış olmasıdır.
Lojistik işletme yöneticilerinin
geleceğe yönelik kararlarını alırken maliyet yönetimine özellikle dikkat
etmeleri ve yönetim sistemlerini buna göre tasarlamaları gerekmektedir. Konuya
bu açıdan baktığımızda fiyatlandırma sürecinde de verilecek her bir hizmet için
tüm girdiler titizlikle incelenerek hedef
maliyetleme yapılmalı ve nihai fiyatlandırma elde edilecek değere göre
oluşturulmalıdır.
Lojistik sektöründe fiyatlandırma
sürecinde halen daha geleneksel yöntemlerin ve alışkanlıkların var olduğunu
rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. Bu yönetim anlayışı çağdaş yönetim sistemlerini uygulayan lojistik
işletmeleri karşısında geleneksel lojistik şirketlerini gelecekte zor durumda
bırakacak bir anlayıştır. Çoğu zaman günün koşullarında hızlı sonuç alınıyor
gibi görünse de, sürdürülebilir gelişim
açısından geleneksel anlayışın değişmesi
gerekmektedir. Bu gün yöneticiler için doğru maliyetleme, zamanında ve doğru
karar alma ve verimlilik sürdürülebilir gelişim açısından önemli kriterlerdir. Bunun
nedeni de küresel rekabet ortamında alınacak kararların çok daha stratejik
olmasının gerekliliğidir.
Buna bağlı olarak lojistik
İşletmelerinde yöneticiler hedef maliyetleme ile maliyetler hakkında doğru
bilgiler elde ederek doğru karar vermedeki isabet oranlarını da arttırabilirler.
Sadece yılların deneyimi ve elde edilmiş başarıların verdiği özgüvenle alınacak
kararlar artık günümüz ekonomik koşullarında tek başına yeterli değildir. Bir
forkliftin değiştirilmesinden bir çekici alımına, bir depo yatırımından yeni
ekipmanların alımına, insan kaynakları yönünden işletmeye katılacak yeni işgörenlerden
finansman ihtiyacının karşılanmasına kadar gerçekleştirilecek her bir
faaliyetin maliyet analizi titizlikle yapılmalıdır.
Burada vurgulamak istediğimiz
bir diğer nokta ise yönetimin “stratejik yönetim anlayışını kuruluş ve hızlı büyüme yıllarında da uygulamış olsaydık, bugün
bulunduğumuz yerden çok daha iyi düzeyde ve noktada olur muyduk?” sorusuna nasıl cevap vereceğidir. Bu soruya
verilecek cevap bundan sonraki yönetim anlayışını doğrudan etkileyecektir.
Son olarak özetle belirtmek
isterim ki günümüz ve gelecek için stratejik yönetim yaklaşımı ile yaptığımız maliyet tanımından da yola çıkarak
elde edilmek istenen her bir sonuç ya da varılmak istenen her bir hedef
için ayrı ayrı maliyet değerlemesinin
yapılması gerekliliğidir.
Bu değerleme hem alınan
kararların daha sağlıklı olmasını sağlayacak, hem de sürdürülebilir gelişim
için karlılığı olumlu yönde etkileyecektir.
UNIBUSINESS MART 2013
Etiketler:
lojistik,
Maliyet Yönetimi,
stratejik yönetim
27 Ocak 2013 Pazar
LOJİSTİK SEKTÖRÜNDE
STRATEJİK İŞ BİRLİKLERİ VE ÖNEMİ
Küreselleşme ile birlikte günümüz ekonomisinde, şirketlerin sadece kendi öz
kaynakları ve yetkinlikleriyle uluslararası rekabet edebilme gücü ve sürdürülebilirliğini
sağlaması her geçen gün azalmaktadır. Gelişen bilgi teknolojisi ve iletişim kanallarının farklılaşması ile pek çok sektörde şirketler faaliyet gösterdikleri
alanlarda ulusal sınır tanımadan uluslararası rekabetle karşı karşıya
kalmışlardır.
Lojistik sektörü için de aynı durum söz konusudur. Hizmet alan tarafın
artan beklentileri hizmet veren tarafta müşteri hizmet kalitesini daha üst
sınırlara taşımada zorlayıcı olurken, fiyat rekabetinin de devreye girmesi ile
lojistik hizmet sağlayıcı şirketler artık bu keskin rekabet şartlarına kendilerini
hazırlamak ve faaliyetlerini yeniden yapılandırmak zorunda kalmışlardır.
Bugün artık işletme yönetim sistemleri ve modelinden ürün
farklılaştırmasına, verimlilik yönetiminden teknolojinin etkin kullanımına
kadar şirketler kendileri ve ilişkili oldukları taraflar için farklı çözümler
geliştirmek durumundadırlar.
Bu gelişimin sağlanmasında ise oluşturulacak stratejik işbirliklerinin
büyük önemi vardır. Artık devir küçük olsun benim olsun devri değil, stratejik
işbirliği ile kaynakların daha etkin ve verimli kullanımını sağlayarak rekabet
gücünü arttırma devridir.
Günümüzde sektörde en büyük ve güçlü şirketler bile ya satın almalar ile ya
da stratejik işbirlikleri ve ortaklıklarla rekabet güçlerini arttırma yoluna
gitmektedirler.
Burada dikkat edilmesi gereken amacın tekel olmak değil sürdürülebilir bir
rekabet gücünün ve gelişimin sağlanması ve ölçek ekonomisinin yaratılması olmalıdır.
Sektörün önemli sorunlarından bir tanesi de fiyat rekabetidir. Bilinmesi ve
unutulmaması gereken nokta ise şirketlerin strateji ve faaliyetlerini en ucuz
fiyatı yakalayarak müşteri kalıcılığını sağlamak üzerine değil, müşteri
ihtiyaçlarını onların istediği hizmet kalitesi düzeyinde ve beklenti analizini
doğru yapıp, ortak noktalarda bir araya gelerek karşılamak üzerine gerçekleştirmeleridir. Konuya bu açıdan baktığımızda da lojistik sektöründe
stratejik işbirliklerinin gerçekleştirilmesi önemli hale gelmiştir.
Artık stratejik işbirlikleri ve faaliyetlerin stratejik olarak planlanması
yeni ekonomi şartlarının vaz geçilemez
kurallarından biridir.
Diğer taraftan böyle bir işbirliğine karar vermeden stratejik
işbirliklerinin rekabet gücünü nasıl arttırabileceğini iyi analiz etmek gereklidir.
Stratejik işbirliğinin avantajlarından birincisi şirketin uzman olduğu hizmet
alanlarında, önemli müşterilere yönelik ve etkin olduğu veya etkin olmaya
çalıştığı bölge veya bölgelerde gücünün artmasını sağlamasıdır. Bir diğer
avantaj ise pazara daha güçlü bir şekilde adapte olma gücünün sağlanmasıdır.
Stratejik işbirliği günümüzde çok önemli olan maliyet yönetimi konusunda da
şirketlere avantaj sağlamaktadır. Konunun bir de özellikle satın almada vergi
avantajını da dikkate almak gerekir, zararda olan bir şirketin karlı bir şirket
tarafından satın alınması karda olan şirketin vergi matrahını düşürmesidir.
Stratejik işbirliğinin başarıya ulaşması ise işbirliği kararı alınmadan
önce ise şirketlerin bu konuda tam bir uyum içinde olmasına bağlıdır. Yönetim
kültürü ve stratejik yönetimin nasıl yapılacağı, finansal raporlamalar, kaynak yönetimi
ve kaynak ihtiyaçlarının karşılanması ve şeffaflık, aynı hedefe odaklanmak ve
karşılaşılacak sorunların bütünlük içinde çözümlenebilmesi stratejik
işbirliğinin başarısını direkt olarak etkileyecektir.
Sektörün şu andaki durumuna baktığımızda önümüzdeki yıllarda ulusal ve
uluslar arası düzeyde gerek stratejik işbirlikleri ve ortaklıkların gerekse
satın almaların devam edeceğini söyleyebiliriz.
Daha öncede belirttiğimiz gibi yeni ekonomi yapısında oyunu kurallarına
göre oynamak gerekmektedir.
UNIBUSINESS ŞUBAT 2013
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














