8 Ekim 2013 Salı



GELENEKSEL YAPIDAN ORGANİZE YAPIYA LOJİSTİK SEKTÖRÜMÜZ VE YENİ EKONOMİ KURALLARI


Ülkemizde özellikle 1980 sonrasında başlayan dışa dönük ekonomik büyüme trendiyle birlikte lojistik sektörü de büyümeye başlamıştır. Önceleri sadece lojistiğin önemli bir süreci olan karayolu taşımacılığında başlayan gelişim daha sonra lojistiğin diğer süreçleriyle birlikte 3PL yaklaşımına kadar uzanmıştır. Bir hizmet sektörü olan lojistik sektöründeki bu hızlı değişim sürecinde sadece taşımacılıktan gelen birçok sektör oyuncusunun geleneksel yapıdan organize yapıya geçişini de zorunlu kılmıştır.

Bugün sektörde etkin olan birçok şirkete baktığımızda kuruluş yıllarının 1980’ li yıllardan sonra olduğunu görürüz. 1990 yılında forwarder şirket olarak kurulan Ekol Lojistik, 1989 yılında Ankara merkezli olarak faaliyete başlayan Reysaş Lojistik, 1982 yılında kurulan İntercombi, 1978 yılında kurulan ve 1982 yılında uluslararası karayolu taşımacılığına başlayan Omsan, 1973 yılında kurulan ve 2000 yılından itibaren entegre lojistik hizmet vermeye başlayan Borusan, 1987 yılında kurulan ve bugün 35 ülkede 1500 farklı noktaya hizmet götüren Türker Lojistik, 1992 yılında kurulan Mars Lojistik örneklerinde de olduğu 20 – 30 yaş aralığında genç bir yapıya sahip olan lojistik sektörün de geleneksel yapıdan organize yapıya geçiş yapan ve küresel şirket olma yolunda ilerleyebilecek şirketler olduğu gibi iş yapış ve yönetim modelleri açısından geleneksel ve organize yapı arasında kalan sektör şirketlerinin de var olduğunu söyleyebiliriz.

Özellikle küresel sektör şirketlerinin bizim özelliklerimize sahip ülkelere göstereceği ilginin artarak devam edecektir  ve artan bu ilginin daha keskin küresel rekabeti ve satın almaları da beraberinde getirecektir. Lojistik sektörünün artık küresel bir sektör haline geldiğini dikkate aldığımızda Türk Lojistik sektöründe faaliyet gösteren şirketlerimizin yeni ekonomi şartlarına uyum göstermesi sürdürülebilir gelişim açısından büyük önem arz etmektedir.  Genç bir şirket yapısına sahip olan sektörümüzde yaşanan hızlı değişimle organize yapıya geçen şirketlerin artık öncelikli hedefi küresel şirket olabilmek, geleneksel yapı ve organize yapı arasında kalan şirketlerimiz içinse hedef organize yapıya geçiş olmalıdır. İşte her iki yapı içinde olmazsa olmaz şart yeni ekonomi kurallarına kısaca göz atalım;

Teknoloji kullanımından alt yapıya kadar bir çok alanda gelişim göstererek küresel şirket olabilme aşamasına gelen şirketlerimiz için en önemli kriter “global network”e sahip olmaktır. Global network içinse teknolojik alt yapının daha da geliştirilmesi gerekmektedir.

Bu gün sahip olduğu global network ile küresel lojistik şirket konumunda olan CH Robinson’un kullandığı Navisphere Teknoloji Platformunu bu konuda örnek gösterebilirim. CH Robinson’ u farklı kılan bir başka özelliği de 25 farklı dilde müşteri hizmeti vermesi ve faaliyet gösterdiği ülkelerde yerelleşebilmesidir.

 

Bu örnekten yola çıkarsak küresel şirket olmak isteyen lojistik şirketlerimiz var olmak istedikleri ülkelerde kendisini yerel güç haline getirecek olan şirketlerle işbirliği yapmak veya satınalmak durumundadır. Burada rekabette öne çıkacak konu küresel hizmet verebilme yetkinliğidir.

Geleneksel yapıdan organize yapıya geçecek olan şirketler için ise ilk aşamada yapılması gereken şirketinizin var oluş nedenini ve amacınızın ne olduğunun net olarak ortaya konulması ve bunun çalışanlarınızla da şeffaf olarak paylaşılmasıdır. Daha sonrada yeni ekonomi şartlarına uyum sağlayabilmek için faaliyetler en verimli şekilde yürütülmeli ve hizmet kalitesinden taviz vermeden maliyetlerin aşağıya çekilmesi için yapılması gerekenler belirlenmelidir.

Hizmet kalitesinde ise özellikle hizmet optimizasyonu ön plana çıkmaktadır. Artık müşteri siparişleri elektronik ortamda gelmekte ve elektronik ortamda bilgi alışverişi olmaktadır. Termin sürelerine uyumun yanında müşteri ile bilgi alışverişinin zamanında yapılması hizmet optimizasyonu açısından önemlidir. Hizmet optimizasyonu ise iyi bir teknolojik alt yapının yanında bu teknolojiyi etkin ve müşteri odaklı olarak kullanabilecek bir kadroyla sağlanabilir.

Diğer taraftan bu şirketler yeni satış kanalları ve stratejik işbirlikleri oluşturabilmelidir.  Keskin rekabet koşulları yeni satış kanallarının oluşturulması ve stratejik işbirliklerinin geliştirilmesini zorunlu hale getirmiştir.
 

Yeni ekonomi şartlarında lojistik hizmet alan şirketlerinde tercih kriterleri farklılaşmıştır. Daha az ürün miktarı ve daha hızlı teslimat, daha az sayıda lojistik şirketiyle güvene ve hizmet kalitesine bağlı olarak uzun süreli ilişkiler tercih edilebilmektedir.  Bu tercih yapısını dikkate aldığımızda lojistik hizmet sağlayan şirketlerin tüm faaliyetlerini bütünleşik bir şekilde değerlendirmesi şarttır.