13 Nisan 2010 Salı

REKABETİN EN KEYİFLİSİ


Bugünkü yazımın başlığını okuyunca rekabet de keyifli olur mu demeyin sakın.

Rekabet; Türkçe Sözlükte “Aynı amacı güden kimseler arasındaki çekişme, yarışma, yarış” olarak açıklanırken, İktisat Terimleri Sözlüğünde ise “Herhangi bir etkinlik alanında ayrı ayrı kişi ya da gruplar arasında sürdürülen üstün olma mücadelesi” olarak tanımlanmıştır.

Biyoloji ve Su Ürünleri Terimleri sözlüğünde de yer alan rekabete ilişkin “Belli bir hayat kaynağı için iki organizma veya iki popülasyon arasında süren mücadele” şeklinde bir tanımlama yapılmıştır.

Biyoloji alanından ekonomiye; siyasi, sosyal ve kültürel alanlardan spora kadar yaşamın her anında kıyasıya ve ezici bir rekabeti yaşıyoruz. Sonuçta günümüz küresel dünyası adeta bir rekabet arenası haline gelmiştir. Gelecekte ise bugün yaşanan rekabetin görünümü daha da farklılaşacak ve etkileri ve yansımaları artarak devam edecektir.

Bugün hemen her alanda yaşanan gelişim ve değişimi gözlemleyerek konuya yaklaştığımızda ise bu noktada rekabetin çok büyük bir katkısı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Ama bazen öyle anlar oluyor ki bize nerede o eski tatlı rekabet ve mücadeleler dedirtebiliyor. Bugünün rekabetçi yapısında işin etik boyutunun ne yazık ki ucunun kaçtığını fark ediyoruz. İşte bu durum, hayatı çekilmez, rekabeti keyifsiz hale getirebiliyor.

Bazen, arada kibrit alevi ve ışık seli gibi parlayan ve heyecan veren o ölçülü ve nitelikli rekabet ve yarışları özlemiyor da değiliz. Çünkü artık bir elin parmakları kadar azaldığını görüyoruz.

Bu noktada ayakta kalmak için oyunu kuralın göre oynamak şart diyebilirsiniz. Diyebilirsiniz de sorun oynamakta değil kuralların nasıl konulduğunda ve nasıl uygulandığında!

Söz konusu olan ayakta kalmaksa ve sürdürülebilirliği sağlamaksa eğer, bu noktada doğru işler yapanın ödülünün, doğru işi başarmış olmak olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu yüzden rekabet kurallarının doğruluk ve etik değerler üzerine kurgulanmasını önemseyerek, rekabet yolunda öncelikle kendimizden başlayarak bu değerlerin savunucusu olmak ve rekabeti bu çizgide sürdürmek en doğrusu değil mi?

İşte size en keyifli rekabet yolunun haritası?

Önce kendinizle rekabet etmelisiniz. Çok sık ifade edilir “biz kendimizle yarışıyoruz”. Gerçekten bu sözün uygulayıcısı olabiliyor muyuz? Ona bakmak gerekir.

Rekabetin olduğu her yerde kıyaslama da vardır. Ve bu kıyaslama eğer doğru ölçüler ve kriterler üzerinden yapılmazsa yapana da eziyet verebilir.

Kendinizi başkaları ile kıyasladığınızda da durum böyledir, bir işletmenin rekabetçi yapısı için de. Kabul etmeniz gereken bir gerçek vardır ki; o da her zaman sizden daha başarılıların olabileceği gibi, sizden başarısızların da olduğudur. Hedefiniz arkanızdan gelenlerin sizi yakalamasına imkan vermemek olmalıdır. Çünkü arkanızdan gelenlerin de kendilerini geliştirmeye devam edeceklerini unutmak gereklidir. Sizden daha iyi olanları da yakalayıp geçebilmek ise bir diğer kilitlenmeniz gereken konudur ki; burada da hızlı olabilmek ve yetişebilmek önemlidir.

Siz ileriye gideceksiniz ki arkanızdan gelenlere ve hak edenlere yer açılsın.

Bu arada yerinde saymayı ve aynı yerde durmayı ise unutun gitsin. Zaten bir çok sorun da o yerinde saymayı hedefleyenlerden kaynaklanmaktadır.

Bunu başarmanın yolu da kendinizle rekabet edebilmekten geçer.

Nasıl başlayacağım? diye sorarsanız, şimdi hemen önünüze bir başlangıç çizgisi çizin ve hedeflerinizi koyun. Her başarıda kendinizi ödüllendirmeyi de unutmayın.

Küçük bir not;


Kendinizle rekabet ederken bile kendinize karşı etik olmayı unutmayın.


Size keyifli bir rekabet yolcuğu dilerim.