16 Ocak 2010 Cumartesi


İŞİNİZ ve YAŞAMINIZ SİZİ HEYECANLANDIRIYOR MU?

Çoğu zaman sohbetler sırasından konuşulan konuların başında gelir. İş yaşamının ve hayatın getirdiği yoğun çalışma ortamı ve stres.

Bazen bir özlem olarak da dile getirilir; Ah bir emekli olsam. Deniz kenarında bir ev. Huzurlu bir ortam. Sessiz ve sakin.

Alır gidersiniz başınızı o sakin ortamlara, bir bakarsınız ki iş göründüğü gibi değil. Yılların alışkanlığını ve yaşam tarzını değiştirmek çok zor.

Dersiniz ki buralar bana göre değil. Burası bana uymuyor. Aslında uymayan belki de orası değil sizsinizdir.

Hani denir ya burası sana değil sen buraya uygun değilsin. İşte öyle bir şey.

Önemli olan beklentilerinizin, standartlarınızın ve nasıl bir hayat tarzı istediğiniz ve bunu nasıl hayata geçireceğiniz konusundaki kararınızdır.

Rutin bir hayat yaşama düşüncesi beni hep ürkütmüştür.
Heyecan için yaşamak, sürekli hareket ve canlılık…
Yeni fikirler ve projeler üretmek… İçinde bulunduğunuz topluma faydalı olmak. Yeni insanların yetişmesi için bilginizi aktarmak…

Ve bunları gerçekleştirirken de takım halinde çalışmak
Başarıyı birlikte yakalamak ve paylaşmak…

Düşünün bir kere. Bu yaşamdan ayrılırken yanınızda ne götürebiliyorsunuz ki. Sizde kalan sadece bilginizi. Onu da paylaşabilmek ve yeni nesillere aktarabilmek. O yetişen insanlarda bir emeğinizin olduğunu bilmek hayatınıza bir anlam katmaz mı?

Çoğu zaman masa başı görevlerde istenir. İşte size rutin bir görev. Ama unutmayın, masa başında geçireceğiniz bir saat insanlarla geçireceğiniz beş saatten daha yorucu olabilir. Bir bakmışsınız standart bir insan oluvermişsiniz.

Bir başka ele alınması gereken konuda çalıştığınız gibi eğlenmeyi de bilmektir.

Aslında yaşamınız ve özelliklede iş yaşamınızı heyecanlı hale getirmek bir yerde sizin elinizde.

Yeter ki hedeflerinizi doğru koyun ve kendinizi iyi tanıyın.

Siz kendi heyecanınızı işinize katmazsanız eğer iş sizi sarıp sarmalar. Bir bakmışsınız ki sabah sekiz akşam altı mesaisi yapıyorsunuz. Ve ya 7/24 çalışıyorsunuz fark etmez.

Rutin bir çalışma sistemi. İşe başla, işi yap, mesai bitti eve dönüş.
Ertesi gün aynı şey…..

Aslında sizi heyecanlandıracak o kadar çok yeni fikir ve proje üretebilirsiniz ki. Yeter ki isteyin.

Unutmayın en büyük insan kaynağı yöneticisi kendinizsiniz.

Kendinize bir sorun;

•Hayatınızın maçını kim kazanır? İşiniz mi yoksa siz mi?
•Beklenmedik deneyimlerle karşılaştığınızda nasıl davranırsınız?
•İş arkadaşlarınız sizin rakibiniz midir?
•Yeni fikirler sizi heyecanlandırır mı?
•Kararları paylaşarak mı alırsınız? Yoksa benlik duygunuz hep ön planda mıdır?
•Eski köye yeni adet getirebilir misiniz?
•Yeni insanlarla tanışmak sizi heyecanlandırır mı?
Lütfen cevaplarınızı bana yazar mısınız?

Cevaplarınız nasıl bilmiyorum ama asıl cevabı verilmesi gereken soru;
Siz yaşamınızda yeni heyecanlara hazır mısınız?

Cevabını veremiyor musunuz?

Unutmayın;

“Kanatlarınızı açmadan ne kadar uzağa uçacağınızı bilemezsiniz.”

YAŞAMDA BAŞARIYI YAKALAMAK


Çoğu zaman kendi kendimize sorarız. Ne için mücadele ediyoruz? Sohbetlerde de hep gündeme gelir bu soru. Sonra denir ki bir arkana bakıyorsun hepsi boş.

Sizce doğru bir söz müdür, her şeyin boş olduğu? Kişinin kendi beklentileri ile bağlantılı bir cevap olabilir şeklinde yorumlarsak yanlış yapmayız diye düşünüyorum.
Yaşam ve beklentiler.
Yaşam boyunca neleri gerçekleştirebildiğiniz, neleri gerçekleştiremediğiniz. Hep bunun sorgulaması yapılmaz mı. Tabi ki önemli olan konu o beklentilere ulaşmak için kişinin ne yaptığıdır.


Size hayata dair beklentiniz nedir, diye sorsam ne cevap verirdiniz?
İster sosyal yaşamınız ve aile yaşamınız açısından değerlendirin, isterseniz iş yaşamınız açısından.Neler sıralanmaz ki. Neler dile getirilmez ki…
Aslında ikisinin de ortak paydaları var;
İyi bir iş arkadaşlağı, iyi bir komşuluk ilişkileri
İyi bir çalışma alanı olarak ofisiniz, iyi bir yaşam alanı olarak eviniz
İyi bir kariyer imkanı, iyi bir sosyal statü
İyi bir kazanç, daha iyi bir sosyal yaşam
İş ilişkilerinde sevgi, saygı ve hoşgörü, aile içinde sevgi, saygı ve hoşgörü
İş ilişkilerinde güven, aile içinde güven
Size her zaman destek veren bir yöneticiniz, size her zaman destek veren bir eşiniz.

Bu örnekleri çoğaltabilirsiniz. Yaşama dair söyleyebileceğimiz o kadar çok şey var ki.
Size ikinci soruyu sorsam; ister iş yaşamı ve yine isterseniz sosyal ve aile yaşamınızda olsun, yaşadığınız en mutlu anı hatırlıyor musunuz?


Terfi ettiniz ve yeni bir ofisiniz oldu, yeni bahçeli bir eviniz oldu
Maaşınızda iyi bir artış, daha iyi sosyal yaşam imkanı
İdealinizdeki işe başladınız, idealinizdeki kişi ile evlendiniz...


Bu örnekleri de çoğaltabilirsiniz. Çoğaltabilirsiniz ama… İşte işin aması var. Aslında burada unutulmaması gereken bir gerçek var. Ve bu gerçeği bulmak için aynı soruları kendime sorduğumda ortaya sadece bir cevap çıkıyor;


Huzur ve başarı.


En iyi kazancı, en iyi pozisyonu, en iyi çalışma koşullarını profesyonel anlamda yakalamış olabiliriz. En iyi sosyal imkanları da yakalamış olabiliriz.
Sonuçta yukarıda yazdığım bütün iyileri yakalamış olabilirsiniz.
Ama aslolan iki duyguyu bir noktada buluşturabilmek. Bu iki duyguyu aynı anda yaşayabilmek. Asıl en iyiyi o zaman yakalamış oluyoruz.


Huzur ve başarı.


Başarırsınız. O başarıda huzuru yakalayamazsanız eğer başarının hiçbir anlamı kalmıyor. Hani yıllar sonra anlatılan pişmanlık hikayeleri vardır ya aynen onun gibi.
İşte o zaman belki de şu soruyu sormak gerekir;


Önce huzur mu olmalı yoksa başarımı?


Cevabını verebildiniz mi?
Veremediniz mi?


İşte size bir ipucu.

İşe nerede olursak olalım karşılıklı sevgi ve saygıdan başlayalım mı?

Sonra da şu soruyu soralım kendimize;
Huzurun olmadığı yerde başarı yakalanabilir mi?

Cevabı çok önemli yaşamı boş geçirmemek için.

HAYATIMIZ REKLAM OLDU


Geçmişten günümüze pazarda müşteriye sunulan ürün ve hizmetlerin çeşidinin ve ulaşılacak müşteri sayısının artması ile reklamlar birçok sektörde etkin bir iletişim aracı olarak kullanılmaya başlandı.

Amaç müşteri ile marka arasında kurulacak iletişimi güçlendirmektir. Tabii eğer bir markanız varsa. Hepimizin birer tüketici olduğunu düşünürsek, değişik kanallarla bizimle sürekli olarak iletişime geçen markalara daha sıcak baktığımızı görürüz.


Evet. Reklam, pazarlama stratejisi açısından kullanılan bir iletişim aracıdır. Ama doğru bir strateji ile uygulanırsa.Her gün televizyon kanallarında renkli, müzikli, senaryolu pekçok reklam izliyoruz. Gazetelerde, dergilerde birçok reklam sayfası görüyoruz. Hatta öyle dergiler var ki reklam arası haber görebiliyoruz.


Bir düşünün bakalım hangi reklam sizi daha çok etkiliyor. Hangi reklam aklınızda kalıyor. Hangi reklam sizi o ürünü görmeye ve satın almaya yönlendiriyor. Tabi eğer bir ihtiyacınızı karşılıyorsa…


Yola çıkarsınız bilbordlar, trafik ışığında durursunuz bir firmanın dağıttırdığı broşürler, gazeteler ile dağıtılan insertler…Neler neler. Çeşit çeşit yöntemler. Bu konuda yaratıcılık harika. Tuvalete giriyorsunuz, karşınızda bir tabela; “Müşterinize ulaşmak için burada yerinizi alın”


Reklamlaaaar.


Orada da sizi bırakmıyor.Bazen şu sözü söyleriz; “Hayatımız reklam oldu” .


Hakikaten doğru, hayatımız reklam oldu. Sıkılıp kanal değiştirseniz de kurtulamıyorsunuz. Kaçmanız mümkün değil.


Amaç müşteri ile iletişim. Ama ne iletişim. Tam bir kirlilik.İşte bu kirliliği önlemek ve asıl amacına uygun olarak kullanıp sadeleştirmek için reklam verenlerin dikkat etmesi gereken noktalar;


•Faaliyet gösterilen pazarın ve müşterinin özelliklerinin doğru analiz edilmesi,
•İşletmenin temel stratejisi ile pazarlama stratejisinin uyumu
•Faaliyet gösterilen sektörde rekabette firmanızı öne çıkarıp çıkarmadığı
•Müşteri tarafından algılanma ve bilinirlik açısından ürün ve marka değerine katkısı

Bu noktalar dikkate alınarak hazırlanacak bir stratejik plan, belki de işletmeyi farklı reklam kanallarını kullanmaya itecek ve belki de doğru bir stratejiyle masraflarınızı azaltmaya yarayacaktır.


Unutulmaması gereken nokta, eğer bir marka etrafında faaliyet gösteriyorsanız, müşterinize ürün ve hizmetinizi en doğru kanalla, en doğru şekilde ve en doğru mesajla anlatmanız gerekliliğidir.


Eğer bunu başaramıyorsanız benim gözümde sadece;Reklamlaaaaaaaaaaaaaaaar.


İŞ YAŞAMINDA KİŞİSEL REKLAM


İşin bir de kişisel yönü var ki oda kirlilikte inanılmaz boyutlara ulaştı. Gündemde kalmak için neler yapılmıyor neler. Yapmadığı işleri yapmış gibi anlatanlar mı istersiniz, başkasının fikirlerini kendi fikri gibi aktaranlar mı. İş yaşamında da kişisel reklam almış başını gitmiştir.


Güzel bir fikir, farklı bir proje hazırlarsınız yönetime sunmak için. Ama önce yöneticinizin masasına gitmelisiniz. Üst yönetime ancak o sunabilir bu projeleri. Artık kendi düşüncesi gibi mi anlatır. Yoksa sizi mi öne çıkarır. Bilinmez.


Adam sürekli kendini anlatır. Zannedersiniz bütün iş yükü onun omuzlarında. Vazgeçilmezi oynamak bu olsa gerek. Siz çalışırsınız o sadece reklamını yapar.


Vaatler vaatler.


Bu da kişisel reklamın bir başka yöntemi ve işin en kolay yollarından bir tanesidir. Ama bir türlü yerine gelmez o vaatler.


Tom Peters, “Ya farklı ol, ya da yok ol” demiş.


Her halde bu insanlar farklı olmanın bu yönünü seçmiş olmalılar. Başkalarının omuzuna basıp yükselmek…Yani kişisel menfaatler için,

ReklamlaaaaaaaaaaaaaaaarSonuç mu?


Sonuç:Hayatımız reklam oldu.

ŞANS MELEKLERİ

İş yaşamı boyunca pek çok insan yaptığı fedakârlıkları ve yaptığı fedakârlıkların kendisini başarıya götürmediğini veya bir başka ifade ile özverili çalışmalarının karşılığını alamadığını mutlaka düşünmüştür.

Buna karşılık çevresindeki bazı kişilerin ise başarıyı kolayca yakaladıklarını ve üstelik kendisi kadar da fedakârlık yapmadıklarını ifade eder. Bu durumda da, o halde ben niye bu fedakârlığı yaptım diye kendini sorgular. Sorgular ama bu düşüncenin doğru olup olmadığını da tartışmak gerekir. En azından ben böyle düşünüyorum.


Fedakarlık ve başarı.


Siz fedakarlık olmadan başarının geleceğine inanır mısınız?

Ben inanmıyorum.

Her başarının ardında mutlaka bir fedakarlık vardır. Kimi ailesinden fedakarlık yapar, kimi sosyal yaşamından, kimi de özel hayatındaki tercihlerinden. Önemli olan bunları dengeleyerek başarıyı yakalayabilmektir. İş yaşamının ağır ve stresli temposunda insan kendi yaşamından çok fazla ödün vermeye başlar ve bu çalışma temposu ile sonuçta başarılı olsa ve hedeflerine ulaşsa bile, eğer mutluluğu yakalayamazsa o başarı başarı olmaktan çıkar. İşte başarı ile birlikte mutluluğu da yakalıyorsanız, o zaman alınan keyfin tadına doyum olmaz.
Fedekarlık ve çalışkanlık. Başarıya giden yolda ayrılmaz ikilidir. Bu ikiliyi bünyenizde taşıyorsanız, başarıya odaklı yolculukta önünüze çıkan zorlukları ve engelleri çok daha rahat aşabilirsiniz.
Zorluklar. İş yaşamınızda karşılaşacağınız en büyük zorluklar nedir? Diye sorsam birinci sıraya neyi yerleştirirdiniz?
Yöneticinizi mi? Çalışma arkadaşlarınızı mı? Yoksa bazen acımasız olarak nitelendireceğiniz eleştirileri mi? Bu örnekler uzayıp gider.
Zorluklar. Aslında insanı geliştiren, olgunlaştıran etkenlerin başında gelir. Ciddi tecrübeler kazandırır. Yeter ki siz özgüveninizi kaybetmeyin ve zorluğun yaratacağı stresi yenmeyi başarın. Teslim olmak sonun başlangıcı olur. Önemli olan nereye gitmek istediğinizdir. Unutmayın başarılı insanların geride bıraktıkları ve yoruldukları o kadar çok olay olmuştur ki, ama onlar durmadan yollarına devam etmişlerdir.
Kendinize koyacağınız hedeften asla ayrılmayın ve odaklanın. Sadece o hedefe giderken olması gereken işbirliği ortamının yaratılmasını sağlayın.
Bu işbirliği ortamı size şansı da beraberinde getirecektir. Hani çoğu zaman hiç yanımda olmadı diye serzenişte bulunduğunuz şansı. Şans faktörü yaşam boyunca hep önemli olacaktır. Ama şansın yanınızda olabilmesi için sadece koşulların uygun olması değil, sizin de hazır olmanız gereklidir. Yoksa yanınıza kadar gelen şans meleğinizden yararlanamazsınız.
Yakınınıza kadar gelen şansı kullanmaya hazır olmanın en önemli kriteri ise bilgili olmaktır. Bilgi sadece uzmanlık alanınızla ilgili olmamalıdır. Uzmanlık alanınızı besleyen yan alanlarda da yeterli bilgiye sahip olmanız gereklidir. Buna bir de sosyo-kültürel bilgi zenginliğini de eklemek gereklidir. Eğer bu zenginliği oluşturamazsanız sadece uzmanlığınız olan o dar çerçevede sıkışıp kalabilirsiniz. Halbuki şans meleğinin size uğraması daha geniş alanları görebilmenize bağlıdır.
Geniş alanda bakış açısı size yeni işbirlikleri yaratma imkanını da sağlayacaktır. Yeni işbirlikleri ise başarıya ve hedefinize ulaşmada size yardımcı olabilecek şans meleklerinin sayısının artmasını sağlayacaktır.
İşte şans meleğiniz size uğramasını sağlayacak formül;
Fedakarlık + Çalışkanlık + Özgüven + Hedefli olma + Zorluklarla mücadele + İşbirlikleri yaratma + Bilgi sahibi olma = Şans meleği
2010 yılında şans meleklerinizin bol olması, hedeflerinize ulaşmanız ve tüm sevdiklerinizle birlikte mutluluğu yakalamanız dileği ile…

NİCE BAŞARILI YILLARA…