11 Haziran 2013 Salı

HİZMET SEKTÖRÜNDE RİSK YÖNETİMİ
Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren, pek çok gelişmekte olan ülkede hizmet sektörünün genel ekonomi içindeki payının ve pazar payı büyüklüğünün üretim sektörünü dahi geride bırakabilecek şekilde arttığını görüyoruz. Bunu piyasa yapısı içerisinde önemli bir yapısal değişiklik olarak da değerlendirebiliriz. Hizmet sektörünün genişleyen payı ile birlikte bu sektörün aktif oyuncuları olan hizmet işletmeleri de sürdürdükleri faaliyetlerde, özellikle küresel rekabetçi yapının da etkisiyle hizmet çeşitliliği, kalite olgusu, risk yönetimi gibi stratejik unsurlar üzerinde çok daha fazla durmak zorunda kalmışlardır. 

Hizmet sektörü içerisinde yer alan ve günümüzde önemi giderek daha fazla anlaşılmaya başlayan bir sektör de lojistik sektörüdür. Lojistik sektörü, dünyada ve ülkemizde hızlı bir şekilde büyürken ve değişim gösterirken, lojistik hizmet sağlayan işletmelerin, yapılan işin bir hizmet olması nedeniyle “risk yönetimi” gibi kritik öneme sahip ve işletmenin tüm süreçlerini doğrudan etkileyen konu üzerinde daha fazla yoğunlaşmaları gerekmektedir.

Ekonomik yapıda konumlanan hemen her işletme için geçerli olabilecek risk başlıklarını ise finansal, operasyonel, uygulanacak stratejiler ve dış çevre etkileşimleri olarak belirtebiliriz.

Lojistik sektörü açısından, operasyonel riskler arasında öncelikle hizmetin verilmesi için gerçekleştirilen iş yapış modeline yönelik risklerden söz edebiliriz. İş yapış modeline yönelik operasyonel riskler arasında hizmet kalitesi ve müşteri memnuniyetini birinci sıraya yerleştirebiliriz. Yalın bir ifade ile hizmet kalitesi açısından riski “beklenen sonuçla gerçekleşen sonuç arasındaki sapma” olarak da tanımlayabiliriz.

Hizmetin üretilebilmesi için gerekli olan kaynak altyapısına sahip olmadan veya var olan kaynakların verimli kullanılmadığında oluşabilecek risklerin doğru yönetilememesi durumu, hizmet sektöründe sürdürülebilir hizmet kalitesini doğrudan etkilemektedir. Bu durumun da en büyük nedeni, hizmet sektörünün temel özelliği olan “hizmetin üretildiği anda tüketilmesi” özelliğidir.

Günümüzde lojistik hizmet sağlayıcı işletmeler artık lojistik hizmet alan işletmelere, taşımayla birlikte pek çok işlemi de kapsayan çok yönlü bir hizmet paketi sunmaktadır. Diğer bir ifade ile müşteriler sadece taşıma gibi tek bir hizmeti değil, çoğu zaman bir hizmet paketini satın almaktadırlar. Müşteri bu hizmet paketini satın alırken hizmeti veren şirketin insan kaynağından fiziksel kaynağına kadar birçok kaynağı ile de etkileşim halindedir. Bu etkileşim hizmeti satın alma kararının,  hizmetin verilmesi sırasındaki müşteri memnuniyeti seviyesinin ve dolayısıyla sürdürülebilir bir müşteri ilişkisinin de belirleyicisi olmaktadır.

Hizmet kalitesi açısından riskin doğru yönetilebilmesi için hizmet kalitesinin hizmetin verilmesi sırasında doğru ölçülmesini sağlamak gerekmektedir. Bunun için de lojistik hizmet sağlayıcı şirketler, çoğu zaman zor olsa da hizmet kalitesini ölçebilecek objektif performans kriterlerini ve standartlarını da belirlemek durumundadırlar.

Burada bir konuya daha değinmek isterim; lojistik firmaları hizmet sunumunda kendi olanaklarının yanı sıra yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerinde bazı tedarikçiler ve alt taşıyıcılarla da çözüm ortaklığına gidebiliyorlar. Bu noktada doğru alt taşıyıcı ve tedarikçi seçimi önemli olup, seçim doğru yapıldığında pazar payının arttırılmasında ve hizmet kalitesini yukarı taşımada firmanın etkin ve başarılı olmasını sağlarken, bu durumun tam tersinin olması da günümüzde karşılaşılan önemli bir sorun olmakta ve risk yönetimi açısından da ayrıca üzerinde durulması gerekmektedir. Dolayısıyla şirketler alt taşıyıcı ve tedarikçi seçiminde kendi standartlarına ve iş yapış şekline uygunluğunu dikkate almalı ve ölçümlemelidir.

Lojistik hizmet sağlayıcı işletmeler açısından karşılaşılan bir diğer risk alanı da, maliyet yönetimidir. Verilecek hizmetin fiyatını oluşturmada kritik öneme sahip olan birim maliyetlerin belirlenmesindeki hatalar, işletme açısından sonrasındaki iş süreçlerinde dahi sorun yaratabilmektedir. Bu durum da işletmenin karlılığını etkilemekte ve hedeflere ulaşmayı zorlaştırmaktadır.

Üçüncü risk alanı da teknoloji kullanımında ortaya çıkmaktadır. Teknoloji operasyonel verimlilik, doğru bilgiye zamanında ulaşma ve ulaşılabilirlik açısından önem taşımaktadır. Teknolojinin bir diğer önemi de müşteri taleplerinde ortaya çıkmaktadır. Lojistik hizmet satın alan işletmeler artık kendi sistemleri ile uyumlu eş zamanlı olarak sonuçları takip edebilecekleri bir bilişim alt yapısını lojistik hizmet sağlayıcı şirketlerden talep etmektedirler.

Risk yönetiminde ele alınması gereken bir diğer risk alanı olan fiziksel kaynaklar ve bu kaynağın doğru yönetilmesi lojistik hizmet sağlayıcı işletmelerin kapasite verimliliği ve dolayısıyla hizmet kalitesi ve karlılığı açısından önemlidir. Atıl kapasite de günümüzde lojistik hizmet sağlayıcı işletmeler açısından önemli olup, karlılığı doğrudan etkilemektedir.

Ve tabiî ki insan kaynağı. Aslında bu kaynak için tek bir söz söyleyebiliriz;
“Riski doğru yönetmenin olmazsa olmazı”.