ONBİR “S” BİR “G” KURALI
Geçen hafta Pazar günü farklı bir gün yaşadık İstanbul’ da hayat arkadaşımla birlikte. Güzel ve güneşli bir hava, boğazın maviliğinde süzülen vapurumuzla Eminönü’ ne geçtik martıların eşliğinde. Önce Ekonomi Gazetecileri Derneği tarafından düzenlenen bir etkinliğe katıldık, ardından soluğu Karaköy Güllüoğlu’nda aldık.
KÜLTÜR BAŞKENTİ İSTANBUL
Ekonomi Gazetecileri Derneği Başkanı ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri sevgili Celal Toprak tarafından geldi davet. Biz de memnuniyetle davete icabet ettik. Başkan bu güzel etkinliğin amacını “meslektaşlarımızı ve dostlarımızı bir araya getirerek hem mesleki dayanışmayı artırmak, hem de 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’ un güzelliklerini birlikte keşfetmek” olarak açıkladı yaptığı konuşmasında.
Ailelerin de katılımının sağlandığı, kahvaltı ve ardından hep birlikte tarihi yarımada gezisi ve Arkeoloji Müzesine gezi şeklinde planlanan bu güzel organizasyon için Başkan ve Yönetim Kurulu üyelerine tebrikler…
Kahvaltıdan sonra, tarihi yarımada turuna çıktık. Dernek tarafından dağıtılan mavi yağmurluklar da sürprize karşı hazırlıklı olunduğunun göstergesiydi ve aynı zamanda da grubun seçiciliğini arttırmıştı.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti olmayı fazlasıyla hak ediyor. Ediyor etmesine de bizler yaşamın yoğunluğu içinde bunun ne kadar farkındayız orası soru işareti. Etkinliğin bu farkındalığı sağlaması açısından bizim için mükemmel bir fırsat olduğunu hissettik arkeoloji müzesine doğru yaptığımız yürüyüş sırasında.
Arkeoloji müzesi ayrı bir dünya. Mezopotamya’ dan başlayan ve günümüze süren tarihi yolculuk “Disk Atan Adam” heykeli ile son buldu.
ONBİR “S” BİR “G” KURALI
Tarihi Yarımada turundan sonra güne Karaköy’ de devam ettik. Durağımız Karaköy Güllüoğlu oldu. Bu güzel mekanda Karaköy Güllüoğlu Baklavaları Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Nadir Güllü ile de sohbet etme imkanı bulduk. Nadir Bey ile Mutfak Dostları Derneğine üyeliğim sonrasında tanışmıştım. Kendisi aynı zamanda derneğimizin de Yönetim Kurulu üyesi.
Sohbetimiz sırasında Nadir Bey Karaköy Güllüoğlu'nda Nadir Güllü Anayasası olarak bilinen "11 S 1G" kuralından bahsetti. Çok ilgimi çeken bu kuralı sizlerle paylaşıyorum. İşte Nadir Güllü’ den Nadir Güllü anayasasının kuralları;
Saygı; Mesleğinize saygı duyacak ve saygı duymadığını işi yapmayacaksınız.
Sevgi; Usta hamuru sevgiyle yoğuracak. Ruhunu yüreğini koyacak, yaptığı işi sevecek.
Sorumluluk; Kendin sevmediğin ürünü, başkasına yedirmeyeceksiniz.
Sadakat; Yaptığın işte sadık olacaksın.
Sahiplenmek, Aidiyet duygunuz gelişmiş olacak, kendi işiniz olmasa bile sizi işinizmiş gibi çalışacaksınız. O işe sahipleneceksiniz.
Sistem; Sitem sahibi olacaksın. Herkes ne iş yaptığını bilecek.
Süreklilik; Karaköy Güllüoğlu 60 yıldır aynı semtte. Adres marka haline geldik. Sebat etmek, Sabretmek: Bereket azdadır. Un mübarek bir üründür. Bu işi yapan, bu işten bereketlenir. Ekmeğe, nimete saygı duyarsan bereketli olur. Aza kanaat etmeyen, çoğu bulamaz.
Savaşmak; hiçbir zaman mücadeleyi bırakmayacak, hangi zorluklar çıkarsa çıksın karşınıza, başarı için mutlak mücadele şarttır, yılmayacak çalışacak, gerekirse savaşacaksınız.
Samimiyet; Yapmacık olma. Samimi ol; herkese karşı samimi ve içten ol.
Ve bir de G var ki, o da
Gülümseme; Gülümsemeyen ya da gülümsemeyi başaramayan esnaflık yapmasın.
Başarının sırrının bu kurallarda olduğunu belirten Nadir Bey, söz kültürden açılınca bir ülkenin mutfağı o ülkenin kültürünün bir parçasıdır. Baklavanın da bu mutfağın bir parçası olduğunu, kendisinin de bu uzmanlığını tanıttığını, ambalajıyla, ustalığıyla, işe yüreğini koyarak turizme hizmet ettiğini belirtti.
Bu sözlerin arasından çıkardığım bir notta, başarı için çıraklığını yaptığın işte uzmanlık yapılmasının, ambalajından ürün kalitesine kadar her sürece önem verilmesinin ve yapılan işe yüreğinin de konulması gerektiği oldu.
Bir başka ayrıntı da tatil ve izin günlerinde çalışan ustaların aileleri için sürekli farklılaştırdığı sürprizlerdi. O gün çalışan ustaların eşleri için ödül mutfak takımı ve Güllüoğlu’nda yenilen bir yemekti. Çalışanın ailelerini de unutmamak gerektiğini belirtiyordu ki, bu da gerçekten önemli bir iletişim ve insan kaynakları uygulamasıydı.
Bir etkinlik ve bir marka. İkisinin de özünde kültüre sahip çıkmak yatıyor.
Sürdürülebilir bir gelecek için kültürümüze sahip çıkalım.
El ele gönül gönüle…
