27 Ocak 2013 Pazar


LOJİSTİK SEKTÖRÜNDE STRATEJİK İŞ BİRLİKLERİ VE ÖNEMİ

Küreselleşme ile birlikte günümüz ekonomisinde, şirketlerin sadece kendi öz kaynakları ve yetkinlikleriyle uluslararası rekabet edebilme gücü ve sürdürülebilirliğini sağlaması her geçen gün azalmaktadır. Gelişen bilgi teknolojisi ve iletişim kanallarının farklılaşması ile  pek çok sektörde şirketler faaliyet gösterdikleri alanlarda ulusal sınır tanımadan uluslararası rekabetle karşı karşıya kalmışlardır.

Lojistik sektörü için de aynı durum söz konusudur. Hizmet alan tarafın artan beklentileri hizmet veren tarafta müşteri hizmet kalitesini daha üst sınırlara taşımada zorlayıcı olurken, fiyat rekabetinin de devreye girmesi ile lojistik hizmet sağlayıcı şirketler artık bu keskin rekabet şartlarına kendilerini hazırlamak ve faaliyetlerini yeniden yapılandırmak zorunda kalmışlardır.

Bugün artık işletme yönetim sistemleri ve modelinden ürün farklılaştırmasına, verimlilik yönetiminden teknolojinin etkin kullanımına kadar şirketler kendileri ve ilişkili oldukları taraflar için farklı çözümler geliştirmek durumundadırlar.

Bu gelişimin sağlanmasında ise oluşturulacak stratejik işbirliklerinin büyük önemi vardır. Artık devir küçük olsun benim olsun devri değil, stratejik işbirliği ile kaynakların daha etkin ve verimli kullanımını sağlayarak rekabet gücünü arttırma devridir.

Günümüzde sektörde en büyük ve güçlü şirketler bile ya satın almalar ile ya da stratejik işbirlikleri ve ortaklıklarla rekabet güçlerini arttırma yoluna gitmektedirler.

Burada dikkat edilmesi gereken amacın tekel olmak değil sürdürülebilir bir rekabet gücünün ve gelişimin sağlanması ve ölçek ekonomisinin yaratılması olmalıdır.

Sektörün önemli sorunlarından bir tanesi de fiyat rekabetidir. Bilinmesi ve unutulmaması gereken nokta ise şirketlerin strateji ve faaliyetlerini en ucuz fiyatı yakalayarak müşteri kalıcılığını sağlamak üzerine değil, müşteri ihtiyaçlarını onların istediği hizmet kalitesi düzeyinde ve beklenti analizini doğru yapıp, ortak noktalarda bir araya gelerek karşılamak üzerine gerçekleştirmeleridir. Konuya bu açıdan baktığımızda da lojistik sektöründe stratejik işbirliklerinin gerçekleştirilmesi önemli hale gelmiştir.

Artık stratejik işbirlikleri ve faaliyetlerin stratejik olarak planlanması yeni ekonomi şartlarının vaz geçilemez  kurallarından biridir.

Diğer taraftan böyle bir işbirliğine karar vermeden stratejik işbirliklerinin rekabet gücünü nasıl arttırabileceğini iyi analiz etmek gereklidir. Stratejik işbirliğinin avantajlarından birincisi şirketin uzman olduğu hizmet alanlarında, önemli müşterilere yönelik ve etkin olduğu veya etkin olmaya çalıştığı bölge veya bölgelerde gücünün artmasını sağlamasıdır. Bir diğer avantaj ise pazara daha güçlü bir şekilde adapte olma gücünün sağlanmasıdır.

Stratejik işbirliği günümüzde çok önemli olan maliyet yönetimi konusunda da şirketlere avantaj sağlamaktadır. Konunun bir de özellikle satın almada vergi avantajını da dikkate almak gerekir, zararda olan bir şirketin karlı bir şirket tarafından satın alınması karda olan şirketin vergi matrahını düşürmesidir.

Stratejik işbirliğinin başarıya ulaşması ise işbirliği kararı alınmadan önce ise şirketlerin bu konuda tam bir uyum içinde olmasına bağlıdır. Yönetim kültürü ve stratejik yönetimin nasıl yapılacağı, finansal raporlamalar, kaynak yönetimi ve kaynak ihtiyaçlarının karşılanması ve şeffaflık, aynı hedefe odaklanmak ve karşılaşılacak sorunların bütünlük içinde çözümlenebilmesi stratejik işbirliğinin başarısını direkt olarak etkileyecektir.

Sektörün şu andaki durumuna baktığımızda önümüzdeki yıllarda ulusal ve uluslar arası düzeyde gerek stratejik işbirlikleri ve ortaklıkların gerekse satın almaların devam edeceğini söyleyebiliriz.

Daha öncede belirttiğimiz gibi yeni ekonomi yapısında oyunu kurallarına göre oynamak gerekmektedir.
    
UNIBUSINESS ŞUBAT 2013

7 Ocak 2013 Pazartesi


LOJİSTİK SEKTÖRÜ 2013 VE SONRASI...


Son on yılda hızlı bir büyüme trendi gösteren sektörün, 2013 yılında da yüzde 8-10’luk bir büyüme hızına sahip olacağı tahmin edilmektedir.

Lojistik sektörünün çok değil 5 yıl öncesiyle günümüzdeki durumunu değerlendirdiğimizde sektörün önemli bir yol kat ettiğini rahatlıkla gözlemleyebiliriz. Hızlı büyüme bir açıdan sevindirici gibi gözükse de diğer taraftan şirketlerin bu hızlı büyümeye göstereceği niteliksel ve niceliksel uyuma dikkat etmek gerekir. Bunun nedeni de sektörün gerek ülkemizin yapısal ve hukuki özellikleri ve sahip olduğu alt yapı yeterliliği bazında ve gerekse sektörün aktif oyuncuları konumunda olan şirketler özelinde 5 yıl önce konuşulan bazı sorunlarının üzerinde günümüzde de konuşulmaya devam edilmesidir.

Altyapı ve üst yapı eksiklikleri, mevzuat, modlar arası entegrasyonun olmaması ve paylarındaki dengesizlik, nitelikli ve deneyimli istihdam ihtiyacının karşılanması, teknik yeterlilik, kurumsallaşamama vb. konular halen sektörün gelişiminin önündeki sorunlar olarak gündemdeki yerini korumaktadır. Bugün özellikle sektörün önemli oyuncularının dahi yaşadıkları sıkıntıları ve gelişimlerinin önünde engel olarak görülen dış ve iç etkenleri değerlendirdiğimizde, stratejik yönetim anlayışının tam olarak uygulanamamasına bağlı ortaya çıkan konuların daha fazla öne çıktığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Buna karşılık az da olsa stratejik yönetim anlayışını başarı ile uygulayan şirketlerimizin göstermiş olduğu gelişim performanslarını ve yükselen başarı grafiklerini ise izlemeye devam ediyoruz.

Söz, stratejik yönetimden açılınca bu konudaki alt başlıklara açılımlarına kısaca değinmekte yarar görüyorum. Stratejik yönetim konusunda şirket gerekli olan ön değerlendirme çalışmalarını tamamladıktan sonra benim için birinci sırada Kurumsal Gelişim ve İnsan Kaynakları konusunun ele alınması gereklidir.

Daha sonra Pazarlama ve Satış sürecinin Etkin Yönetimi, Taşımacılık ve Depolama gibi lojistiğin önemli operasyonel süreçlerinin etkin yönetimi, Yatırımların Sürdürülebilir Gelişim ve Karlılık Hedeflerine Göre Yönetimi, Yurtiçi ve Yurtdışı İşbirlikleri ve Ortaklık Stratejisinin Oluşturulması ve Yönetimi, Finansal Yönetim Stratejisi ve Kalite Yönetim Sisteminin uygulanmasını sayabiliriz.

Tüm stratejilerin uygulanabilmesinde ise yönetimin ve çalışanların tam katılımının sağlanması başarı için önemli bir kriterdir. Diğer taraftan stratejik yönetim anlayışının şirket içinde yaygınlaştırılması ile otaya çıkan sonucun söz konusu lojistik şirketinin, temsilcisi olduğu sektör için sürdürülebilir gelişim ve başarı hikayelerini yazabilmesi ve rakipleri karşısında tercih edilebilir konumda olmasını sağlayacak kriterleri daha rahat yerine getirebileceğini de belirtmek isterim.

Sektöründe başarıyı ve tercih liginde birinci sıraya yerleşmeyi hedefleyen şirketin inovasyon, insan yönetimi ve çalışılacak firma algı düzeyi, kurumsal kaynakların varlığı ve etkin kullanımı, sosyal sorumluluk çalışmaları, küresel rekabet edilebilirlik, yönetim kalitesi, finansal yapının güçlü olması, orta ve uzun vadeli yatırımlar, ürün ve hizmet kalitesi konularındaki etkinliğini ortaya koyması
önemlidir. Bu ise ancak Stratejik Yönetim anlayışının benimsenmesi ile uygulanabilecektir.

2012 yılında lojistik sektöründe özellikle belirttiğim bu başlıklarda başarılı uygulama örneklerini gördük. Bunun yanında ne yazık ki başarısızlık örneklerini de yaşadık.Yeni işbirlikleri ve ortaklıklar, satın almalar, yurt dışı ve yurt içi yatırımlardaki gelişmeler sektör için oldukça dinamik bir yılın geçmesini sağladı.

2013 yılında başarı hikâyelerini yazmaya devam edebilmek için azalan karlar ve artan gider yapısını dikkate aldığımızda bir hizmet sektörü olan lojistik sektöründe
şirketlere stratejik yönetim anlayışını bir an önce hayata geçirmelerini öneririm. Gün fiyat rekabeti değil hız, hizmet kalitesi, teknoloji kullanım düzeyi ve alanında
uzmanlaşma seviyesi rekabetidir. Rekabetin kilit noktası ise Firma Kültürü, Yönetim Anlayışı ve İnsan Kaynağının yapısıdır.

2013 yılı ve sonrasında uluslararası rekabette sektöre ve ülkemize başarı dileklerimle.

UNIBUSINESS OCAK 2013

13 Mayıs 2012 Pazar


YENİ TTK SİZİ NASIL ETKİLEYECEK?
Kurumsal Yönetim Danışmanı Engin Koban, "Yüzde 15-20'lik bir büyüme hızına sahip olan lojistik sektöründeki şirketlerin kurumsallaşma konusunda ciddi adımlar atması gerekiyor" dedi.
1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan yeni Türk Ticaret Kanunu (TTK), Türk şirketlerinin kurumsallaşmaya odaklanarak uluslararası arenada etkin bir rol almasını hedefliyor. Özellikle şeffaflık, denetlenebilirlik ve güvenilirlik açısından ticari yaşam kurallarının yeniden gözden geçirilmesine de olanak sağlayıcı düzenlemeleri içeren TTK'nın lojistik firmalarına yansıması nasıl olacak? Konuyla ilgili Kurumsal Yönetim Danışmanı Engin Koban'a sorular yönelttik. İşte Engin Koban'ın cevapları;

Türkiye'deki lojistik şirketleri kurumsallaşma konusuna ne durumda?

Türkiye'de şirketlerin çok büyük bir kısmını aile şirketi yapısını da koruyan KOBİ'ler oluşturuyor. Aile şirketi yapısı ise günümüzde şirketlerin küresel standartların uygulanmasında, sürdürülebilir gelişmenin ve büyüme stratejilerinin oluşturulmasında ve uluslararası rekabet edilebilirliğin sağlanmasında fiziksel, finansal ve insan kaynaklarının etkin bir şekilde yönetilebilmesinin önünde ciddi bir engel teşkil edebiliyor. Yanı sıra işletmelerin risk yönetimi açısından da sorunlar yaratabiliyor. Aynı durum lojistik sektörü içinde geçerli. Artan iç ve dış ticaret hacmiyle birlikte yüzde 15 - 20' 'lik bir büyüme hızına sahip olan lojistik sektöründe, sektör şirketlerinin kurumsallaşma konusunda ciddi adımlar atması gerekiyor. Sektörde özellikle hizmet alan açısından tercih kriterleri arasında birinci sırada yer alan hizmet kalitesinin sağlanmasında yönetim yapısı, organizasyon yapısı ve insan faktörünün etkili olduğunu dikkate aldığımızda kurumsallaşmanın önemi açıkça ortaya çıkıyor. 

Kurumsallaşmanın bir şirkete sağladığı avantajlar neler?

Kurumsallaşma işletme içinde iş gücü verimliliği faktörlerini de direkt olarak etkiliyor. Bu etki özellikle bir hizmet sektörü olan lojistik sektörü için daha büyük ölçekte. Özellikle hızlı büyüme sağlanırken kurumsal yapıda aynı değişimi sağlayamayan şirketlerde ortaya çıkan olumsuzlukları rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. Diğer taraftan kurumsallaşma şirket içinde fonksiyonlar arasında ilişkileri geliştirmek, kaynakları daha etkin kullanabilmek, sorumlulukların net olarak tanımlanabilmesi ve şirket içinde sistematik bir yapının kurulabilmesi açısından önemlidir. 

Kurumsallaşma konusunda Türkiye'de neler yapılıyor?

14 Şubat 2011 tarihli ve 27846 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan, 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6102 sayılı TTK, Türk şirketlerinin, kurumsallaşmaya odaklanarak şirketlerin uluslararası arenada daha etkin olmasını hedefliyor. Özellikle şeffaflık, denetlenebilirlik ve güvenilirlik açısından ticari yaşam kurallarının yeniden gözden geçirilmesine de olanak sağlayıcı düzenlemeleri içeriyor. 

Kanun neler getiriyor?

Yeni kanunda hâkim olan düşünce; "Kurumsal Yönetim"in gereklerinin yerine getirilmesini sağlayan kurallar bütününün halen borsada işlem gören şirketler için öngörülmesine ve zorlayıcılığına rağmen, esasında çağdaş bir yaklaşımla ele alınarak tüm işletmelere uygulanması gereken, yatırımcıya güven verme ve sürdürülebilir gelişmeyi sağlama amaçlı bir kurallar dizini olması gerektiği şeklinde. Kanun ile kurumsal yönetimin temel ilkeleri olan şeffaflık, adillik, hesap verebilirlik ve sorumluluk kriterlerinin hayata geçirilmesi amaçlanırken, aynı zamanda önemli yapısal değişiklikler için de bir değişimin başlangıcı olması amaçlanıyor. 

Şirketlerin yapması gerekenler

Şirketlerin kurumsallaşması açısından ilk adımda ele alınması gereken konular; organizasyonel yapı ve insan kaynağı. Kurumsallaşma çalışmaları başlatılırken eş zamanlı veya birinci adımın sonunda ikinci adım olarak aile üyeleri arasındaki kurumsallaşmanın da sağlanabilmesi veya diğer bir ifade ile aile anayasasının hazırlanması, aile bireyleri arasında ve onlarla şirket profesyonel çalışanları ve diğer paydaşlar arasında güçlü bir iletişimin kurulabilmesi gerekiyor. Organizasyonel yapı açısından yönetim kurulunun yeniden yapılandırılması, profesyonel üyelerin yönetim kuruluna kazandırılması, iç denetim komitesi, risklerin erken teşhisi komitesi gibi organların kurulması, kurumsal iletişimin güçlendirilmesi, mali işler açısından da gerekli değişimin sağlanması, TTK, Türk Finansal Raporlama Standartları ve Uluslararası Finansal Raporlama Standartları ile uyumun sağlanması, bu önemli süreçte yeni TTK kapsamında yapılması gerekenlerin bazıları. Bütün bunlar şirketlerimizin uluslararası piyasalarda kabul gören bir yapıya kavuşmaları ve küresel rekabettin yoğun olduğu dünya piyasalarında yer bulmalarını da sağlama amaçlı düzenlemeler. Bu noktada önemli olan ise şirketlerimizin kurumsallaşma konusunda stratejilerini tespit etmeleri, proje ekiplerini oluşturarak ocakâ€"temmuz arasındaki süreyi iyi değerlendirmeleri ve kendi öz değerlendirmelerini yaparak rotalarını belirlemeleri ile geçiş ve uyum sürecini iyi yönetmeleri gerekiyor. 

Nasıl bir çalışma içine girmeliler?

Geçiş ve uyum sürecinin iyi yönetilebilmesi için de profesyonel bir desteğe her zaman ihtiyaç olacak. Üçüncü bir göz tarafından şirketin mevcut olgunluk seviyesinin belirlenmesi, şirket içi yapısal tasarımın şekillendirilmesi, eğitimler ve uygulamaya geçiş için profesyonel destek gerekiyor. Özellikle bu noktada önemli bir ayrıntıya değinmek istiyorum: Dışarıdan profesyonel destek alırken standart bir uygulama değil terzi işi olarak ifade edeceğimiz her şirkete özgü bir değişim yönetimi hizmetinin alınması lazım. Değişim yönetiminin başarısının kilit noktası da burası. Çünkü her şirketin kuruluşundan bugüne kadar oluşan kendine özgü bir yapısı ve ruhu var. Ve ne yazık ki birçok çalışmada bu noktaya dikkat edilmediği için gerekli sonucu elde edemeden yapılan çalışmalar sonuçsuz kalıyor.

Röportaj: Şenel ÖZDEMİR / Transport