27 Kasım 2010 Cumartesi

İŞ AHLAKI ve ETİK



Hayatımızın büyük bir bölümünü geçirdiğimiz iş yaşamında, iş ahlakı ve etik değerler bu gün olduğu kadar hiçbir dönemde bu denli önemli hale gelmemişti. Ve eminim ki bu önem, gelecekte de artarak devam edecektir.

İş ahlakı ve etik değerlerin çalışanın, yöneticinin ve dolayısıyla işletmenin performansına doğrudan etkisi bulunmaktadır. Bu etki aynı zamanda faaliyet gösterilen sektörde işletmenin rekabet gücüne de yansımaktadır.

Bu iki kavramı böylesine geniş açıdan incelersek ve günümüzde yaşananları da dikkate alırsak iş yaşamından sosyal yaşama, şirket içinden şirket dışına kadar nasıl bir yaygınlaşma olduğunu, nasıl diğer alanları da etkilediğini görebiliriz.

Buradaki en önemli nokta, işletmelerin sürdürülebilir yaşam ve başarısı için iş ahlakı ve etik değerlere ne kadar sahip çıkıldığıdır.

Her ne kadar konuyu “şirket” kavramı içinde ele alsam da, aslında şirket kavramının içerisine kamu kurumlarından sivil toplum kuruluşlarına kadar tüm örgütsel yapıları alabilirsiniz.

İŞ AHLAKI ve ETİK NEDİR?

Birbiriyle bağlantılı gibi görünen bu iki kavramın aslında özünde bazı farklılıklar vardır;

“Ahlak”, toplum tarafından benimsenmiş olan ve toplum içinde kişilerin davranışları ve birbirleriyle ilişkilerinde uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kurallarının bütününü ifade eder.

“Etik” ise, şirketlerden kurumlara kadar bir örgütsel yapıda tüm çalışanlar tarafından benimsenen ve uygulamaya konulan, o yapının değerleriyle de bütünleşmiş olan davranışlar bütünüdür.

Sanayi devriminden günümüze ve özellikle de 80’li yıllardan itibaren global ekonomik yapının oluşması ile iş etiği, tüm örgütsel yapılar için öncelikli olarak ele alınması ve uygulamaya geçirilmesi gereken bir çalışma alanı haline gelmiştir. Bu önceliklendirmenin nedenlerinden bir tanesi de örgütsel başarıyı beraberinde getirmesidir.

Her iki tanımımda da ortaya çıkan ortak etki, iş yapış tarzındaki kuralların da nasıl olması gerektiğinin belirlenmesidir. Konuyu insan kaynakları açısından değerlendirdiğimizde ise özellikle çalışanın iş yapış tarzı ve aynı şekilde yönetimin de yönetim tarzı açısından iş etiğinin belirleyici olduğu unutulmamalıdır. Bunun sonucu da iş verimliliği ve kurumsal bağlılığın (aidiyetin) artışı ile kendini göstermektedir.

İş ahlakı ve etiğinin ortak buluştuğu nokta ise şirketlerin ve çalışanlarının aynı zamanda içinde bulunduğu topluma da uyum sağlaması gerekliliğidir. Etik değerler evrensel bir boyutta ele alınırken, ahlaki değerler toplumsal değerlerle kendini göstermekte ve toplumsal yapıya göre farklılaşabilmektedir.

Her iki kavramın da doğru ele alınması durumunda insan ilişkilerinin daha doğru, güvenilir, dürüst, samimi ve şeffaf bir şekilde yürütülebileceğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Ne yazık ki günümüzde örgütsel yapılardaki en büyük sorun bu değerlerin bireyden, devamında yönetime ve topluma kadar uygulamadaki aksaklıklar ve vaatlerin sözde kalmasıdır. Başarılı olan örgütlerin en büyük özelliğe ise bu değerlerin hayata geçirilmesi ve sürdürülebilirliliğinin sağlanmış olmasıdır.

Gemisini yürüten kaptan tanımlamasında, geminin artık sadece kendisinin olduğu anlayışı, diğer bir ifadeyle bencillik ve bireysellik uygulamanın önündeki en büyük engelleridir. Ve ne yazık ki yönetimler de bu durumu göz ardı etmekte ve onlar da gemisini yürüten kaptan durumuna düşmektedir.

Burada öncelikli olarak çalışan mı yoksa yönetim mi sorumludur? Diye sorarsanız cevabım yönetim olur.

 *Oyak Renault’un iş ahlakı esaslarının çıkış noktasına bu konuda güzel bir örnek oluşturmaktadır.


Bir şirketin refahı ve gelişmesi; müşterilerine, çalışanlarına, ortaklarına, kendisine mal veya hizmet sağlayanlara ve kendileriyle ticarî ilişki içinde olduğu kişi ve şirketlere verdiği güvene dayanır.

Bu güvenin var olması ve devamı, şirketin tüm mensupları için her yerde ve her koşulda uygulanması gereken bir takım kurallar dizisine dayanır.

Çalışanların Şirket İçi Davranış Kuralları


• Ayırımcılık yapmamak ve bireylere karşı saygı göstermek

• Şirketin varlıklarını (tesis, araç, sınaî mülkiyet, vb.) kişisel amaçları için kullanmamak ve korumak

• Şirket imajını korumak

• Bilgilerin doğruluğu ve güvenilirliği

• Gizlilik esaslarına uymak

• Her türlü menfaat çatışmasından kaçınmak (ücretli işler, pay almak, hediye verilmesi-alınması, siyasi faaliyetler vb.)

Çalışanların Şirket Dışı Davranış Kuralları

• Kanunlara uymak

• Çevreye saygı ve çevreyi koruma

• Müşterilere karşı dürüstlük

• Hissedarlara karşı dürüstlük

• Ticari paydaşlara karşı dürüstlük

• Rüşvet ve örtülü kazançların reddi

• Gerektiğinde aracı kuruluşların uzmanlığına başvurulması

• Mali hesaplar ve denetim esaslarına uygun davranılması

• Sosyal sorumlulukların yerine getirilmesi


*Kaynak: http://www.oyak-renault.com.tr/page.aspx?id=107

17 Ekim 2010 Pazar

DEMİRYOLCULAR



İnsan. Kurumların sürdürülebilir başarısını sağlayan en önemli faktör.

Kurumlar nitelikleri ve yetenekleri ile çalışanlarıyla hayat bulurlar. Hayatın devamlılığını sağlayacak olan süreçlerden bir tanesi de çalışanların mesleki ve bireysel gelişimlerine katkı sağlayacak olan kurum içi eğitimlerdir.

Günümüzde bu konunun önemini kavrayan kurumlar çalışanlarının eğitimine ve gelişimine büyük önem vermektedir. Bu eğitimler yönetim açısından en değerli sermaye olan insana yapılan yatırım olarak değerlendirilmektedir.

Çalışanların da kendisine yapılan bu yatırımın farkında olması ve sürece sahip çıkması kurum içi eğitimlerin verimliliğini arttıracaktır. Bu farkındalığı yaratabilmek için ise kurum içi eğitim süreci içinde çalışanların da görev alması, eğitim içeriklerinin çalışanın ihtiyaçlarını karşılaması ve onlara farklı bakış açıları kazandırması sağlanmalıdır.

KARA TRENDEN GÜNÜMÜZE…

Demiryolları ve Kara Tren.

Türkülere konu olmuş, pencerelerinden atılan gazetelerle ve uzatılan beyaz ekmeklerle geçtiği, gittiği yerlere nefes olan, renk ve farklılık getiren kara tren.

İstasyonlarda heyecanla beklenirdi sesi.

Rayların geçtiği yollarda çocuklar seslenirdi trendeki yolculara doğru gasteee, gasteee diye…

Beklerlerdi pencereden bir gazete atılsın da okusunlar diye…

Beyaz ekmek onlar için değişik bir damak tadıydı…

O zamanlardan bu güne…

 
Tren yolculuğu hep heyecanlandırmıştır beni.

Ve o trene bir kez daha binme imkanım oldu.

Kara tren değildi ama heyecan aynıydı.

Heyecanımı arttıran bir başka nokta ise tren yolculuğu yapma nedenim olan projenin bir eğitim projesi olmasıydı. Tümüyle trende geçen dört gece beş gün ve dört farklı noktada TCDD personelinin çalışma alanlarındaki bilgi birikimlerine katkı sağlamak.

Projenin Adı: Lojistik Eğitim Treni

Bir sosyal sorumluluk çalışması olan ve uzun bir zaman ve emek harcanan Projenin hazırlık çalışmasından sonra, geçtiğimiz hafta 5 – 9 Ekim tarihleri arasında Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları ve Lojistik Derneği işbirliği ve Yüksek Öğrenim Kurumları T.C. Maltepe Üniversitesi ve Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulunun da katkılarıyla” Lojistik Eğitim Treni Projesi”ni gerçekleştirdik.

İlk eğitimimizi İstanbul’ da verdikten sonra 5 Ekim 2010’ da Haydarpaşa’ dan yola çıktık. Birinci istasyon Afyon’du. İkinci istasyon Torosların güzelliklerini aşarak geldiğimiz Mersin ve son istasyon Ankara. Toplam 285 demiryolcuyla buluştuk istasyonlarda.

Eğitimin kurum çalışanları için taşıdığı önemi en iyi şekilde hissettirmişti Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları. Eğitim verilen İstasyonlarda eğitim salonlarını eksiksiz dolduran katılımcıların ilgisi, soruları bizlerin Projenin heyecanını daha fazla duymamızı sağladı.

Eğitmen kadrosu içinde yer aldığım projede “Lojistikte Müşteri Hizmetleri” konusunda katılımcılarla bilgi paylaşımında bulundum. Kurum içi çalışan eğitimine farklı bir bakış açısı getiren Lojistik Eğitim Treni aynı zamanda kamu, üniversite ve sivil toplum kuruluşunun işbirliği açısından da anlamlıydı.

EN YAŞLI ve EN GENÇ

Saat 19.30’ da ayrıldığımız Afyon’ dan Mersin’ e gidiyoruz. Baş makinistimiz mesleğe yıllarını vermiş bir demiryolcu Mahmut bey. Belki de en eskisi önümüzdeki yıl emekli olacak. Yüzü hep gülüyor .

Ve yanımıza Yusuf geliyor.

Kim? derseniz. En genç demiryolculardan. Demiryolu Lisesinden mezun olduktan sonra girdiği KPSS’den sonra demiryolcu olmuş. Gözleri pırıl pırıl bir genç. Bu arada hemen işe odaklı eğitimin önemini anlıyorsunuz. Liseden itibaren aldığı demiryolu eğitimi ve sonrasında TCDD’de işe başlaması.

Mahmut ustanın demlediği çayı yudumlarken makinede başlıyoruz sıcak bir sohbete. Nasıl geçtiğini anlamadan Konya’ ya geldik. Biz yolcu vagonuna geçerken vedalaştık en yaşlı ve en genç demiryolcuyla. Bölge sınırları değiştiği için yeni bir ekiple yola devam ediyoruz.

Yol güzergâhımız sırasında demiryolları konusunda gördüğümüz en önemli gelişme de, Türkiye’de yıllardır her platformda gerekliliği anlatılmasına karşın ertelenen demiryolu yatırımlarına son dönemde verilen önemdi. Hızlı tren alt yapı çalışmalarının devam ettiğini, kentimiz Bursa için de en büyük taşıma modu eksikliği olan demiryolu konusunda projelendirmenin tamamlandığını öğrenmemiz sevindirici haberlerdi. Demiryolu taşımacılığının yararlılığını, dünyadaki gelişmeleri ve bir sanayi kenti olan Bursa için kazanımlarını bir başka yazımda değerlendireceğim.

KURUM KÜLTÜRÜ

Her kurumun kendine özgü bir kültürü vardır. Demiryollarının da. Ama o öyle bir kültür ki samimiyeti ve sıcaklığı yolculuk boyunca bizi sardı.

Sunumum sırasında da sık sık bahsettim kurum kültüründen ve müşteri hizmeti açısından ne kadar önemli olduğundan. Çok güzel paylaşımlarımız oldu. İstanbul’ dan Ankara’ ya kadar. Her şey titizlikle planlanmıştı. Hiçbir şey aksamadı.

Hangi demiryolcuyu yazsam ki. Birkaç ismi paylaşayım sizlerle ve bu satırlardan selam söyleriz herkese onların aracılığı ile…

Projenin TC.D.D. ayağında sorumluluğu üstlenen Yük Dairesi Başkanı İbrahim Çelik ve Eğitim Dairesi Başkanı Murat Şeneken, bizimle birlikte yolculuk ederek bütün programı titizlikle takip eden Ümit Şahin ve Recep Ünlüer, Ankara’ da düzenlenen törende teşekkür belgesi ve hediyesini elinden aldığım T.C.D.D. Genel Müdür Yardımcısı Veysi Kurt ve Genel Müdür Süleyman Karaman.

Tüm demiryolculara gönül dolusu sevgiler…

10 Ekim 2010 Pazar

LOJİSTİK ve PAZARLAMA

SÜREÇLERİNİN ENTEGRASYONU

Geçmişten günümüze Lojistik kavramını incelediğimizde, lojistiğin hiçbir zaman diliminde şu anki kadar önem kazanmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Aynı durum pazarlama kavramı için de geçerlidir. Değişen pazar koşulları ve müşteri ihtiyaçları, rekabetin zorlayıcı şartları her iki fonksiyonun da önemini arttırmış ve arttırmaya devam edecektir.

Günümüz iş dünyası zorlayıcı rekabet koşullarında varolan pazar paylarını koruma ve arttırma hedefine ulaşmak üzere tüm süreçlerini etkin yönetmek durumundadır. Konuya bu açıdan yaklaştığımızda şirketlerin pazarlama ve lojistik stratejilerini de çok iyi tasarlamaları gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

Burada dikkate alınması gereken nokta, işletmelerin stratejik planlamalarını doğru kurgulamalarına rağmen, uygulamada ortaya çıkan aksaklıklardır. Bunun temel nedenlerinden biri işletmenin tüm fonksiyonları arasında iletişimin olması gerektiği gibi kurulamamasını görebiliriz. Doğal olarak bu iletişim eksikliği işletmenin performansını olumsuz yönde etkilemektedir.

Bu durum işletmelerin satış kavramı anlayışından pazarlama kavramı anlayışına geçmeye başlaması ile daha da önem kazanmıştır. İşletmelerin satış kavramı anlayışı ile faaliyet gösterdikleri dönemlerde ( ki halen daha bu anlayışla çalışan firmalar vardır ) ana çıkış noktası üretimdi. Üretim süreci sonucunda elde edilen ürünün, bazı aksiyonlarla satışı gerçekleştirilir ve artan ciro ile kar elde edilirdi. Bu şirketlerin organizasyon yapıları da çok sadeydi. Böyle bir yapılanmada çok az tedarikçi ile çalışılır ve firma ile müşteri arasında iletişimi eğer varsa sadece bayiler sağlar, yoksa firma müşteri ile direkt olarak kendisi iletişim kurardı.

Günümüzde işletmelerinin yaygın olarak odaklandıkları pazarlama kavramı anlayışında ise çıkış noktası pazardır. Bu anlayışta müşteri ihtiyaçlarının öncelikli olarak ele alınması işletmelerin organizasyon yapılarını da farklılaştırmıştır. Diğer yandan genişleyen ürün portföyüyle tedarikçi sayısında artış gözlenmiştir. İthalatın da daha yüksek oranlara yerleşmesi ve pay alması ile bu sayı daha da yükselmiştir.

Gerek hizmet ve gerekse sanayi sektöründe faaliyet gösteren firmaların pazarlama sürecinde yer alan dağıtım kanallarının organizasyonu genişlemiş ve ayrıca satış sonrası hizmetler de etkin olarak devreye girmiştir. İnternetin etkin olarak kullanılmaya başlamasıyla müşteri ile iletişime geçenlerin sayıca artması, sürecin ciddi şekilde planlanması ve kontrol edilmesi zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. İş süreçlerinde ortaya çıkabilecek en küçük aksaklık, kurumsal anlamda markaya zarar verebilmektedir. Dolayısı ile tüm faaliyetlerde bir bütünsellik olması önemlidir.

Burada özellikle gıdadan, tekstile ve teknoloji marketlerine kadar geniş bir alanda faaliyet gösteren organize perakende sektörüne ayrı bir paragraf açmakta fayda vardır. Ülkemizde yükselen bir trende sahip olan organize perakende sektöründe bu bütünsellik daha da önemlidir.

Pazarlama kavramı anlayışındaki son nokta ise müşteri tatmini sonucu ile elde edilecek olan karlılığa odaklanmaktır. Değişen rekabet ortamı firmaları farklı stratejiler oluşturarak ön planda kalmaya zorlamaktadır. İşletmelerin başlıca gelir kaynağı olan müşterilerinin ihtiyaçlarına zamanında ve kusursuz olarak cevap verebilmeleri ve hatta bunları önceden tahmin edebilmeleri noktasında etkin bir lojistik yönetimi ön plana çıkmaktadır.

Lojistiğin “Müşteri taleplerinin doğru zamanda, doğru yerde karşılanmasını sağlayacak şekilde, ilk çıkış noktasından tüketim noktasına kadar malzeme, hizmet ve bunlara ilişkin bilginin, verimlilik ve maliyet açısından, en uygun şekilde akması için yapılan planlama, uygulama ve kontrol işlemleridir” tanımından yola çıkıldığında lojistik operasyonların pazarlama faaliyetleri ile neden entegre olması gerekliliğini rahatlıkla gözlemleyebiliriz.

Çünkü her işletmenin amacı, doğru ürün, hizmet veya bilginin doğru zamanda, doğru yerde, doğru kalitede, doğru fiyatla alıcısına ulaşmasını sağlayacak bir sistemi kurmaktır.

O halde hedef müşteri tatmini olduğuna göre kurulan sistemin verimli çalışabilmesi ve rekabette fark yaratabilmesi için de gerek pazarlama gerekse lojistik departmanı yönetici ve çalışanlarının birbirleri ile doğru bir işbirliği içinde olmaları gerekmektedir. Bu noktada pazarlama ve lojistik birimleri arasındaki iletişimin güçlü olması önemlidir.

Unutulmamalıdır ki, İşletmenin her bir departmanı ayrı ayrı olarak kendi alanlarında olmak üzere gösterdikleri faaliyetler ile işletme performansına pozitif etki yapabilirler. Ama bu birimsel etki hiçbir zaman güçlü bir iletişimle gösterecekleri bütünsel etkiden daha fazla olamayacaktır.