18 Ocak 2010 Pazartesi


MTVSYN

Kelimeler eksik yazıldığında bir anlamı kalmıyor değil mi? Hiçbir anlam çıkaramıyorsunuz. Veya bir anlam çıkarmak için kendinizi zorluyorsunuz. Yani anlamak için daha fazla çaba sarf ediyorsunuz. Bu konuda televizyonda yarışmalar bile düzenlendi hatırlarsanız, hala da düzenleniyor. İlk yayınlandığı dönemlerde oldukça da ilgi çekti. Kelime veya cümleyi tamamladığında yarışmacı ödülünü kazanıyordu.

Yaşam da bir yarışma değil midir sizce?

Hele ki iş yaşamı.

Bir yerden başlarsınız. Önünüze bir kariyer hedefi koyarsınız ve o hedefe ulaşmak için de çalışırsınız. Terfi almak. Bir üst göreve çıkmak. Bu kariyer yolculuğunun varılması gereken duraklarındandır. Ve her bir durak sizi bir üst noktaya taşımaya yarayacaktır.

Siz hedefinize ulaşmak için çalışırken en büyük ihtiyacınız nedir? diye sorsam.

Cevabınız ne olurdu acaba?

Şimdi yazımın başlığını birlikte tamamlayalım;


OLUMLU ÇALIŞMA ORTAMI YARATABİLMEK

İnsanlar her zaman için, temiz havayı içine çektiğinde enerji dolu olduğu gibi, çalışma ortamında da kendilerine pozitif bakış açısı ve çalışma şevki verecek enerjiyi sağlayan bir çalışma ortamında bulunmak isterler. Bu çalışma ortamını yaratmanın yolu ise sadece fiziksel anlamda değil, örgütsel güzelliklerin yaratılmasından geçer. Unutulmaması gerekir ki örgütsel güzellik olmadan tek başına fiziksel güzellik bir anlam ifade etmez.

İHTİYAÇLARIN KARŞILANMASI

Çalışan ihtiyaçlarını, en yalın ifade ile dışsal ve içsel ihtiyaçlar olarak ikiye ayırabiliriz. İşletmenin insan kaynakları politikası, bu iki önemli çalışan ihtiyacının karşılanmasına yönelik oluşturulmalıdır.

ARZU İLE ÇALIŞANLAR YARATABİLMEK

Çalışanlar bir kurumun en önemli paydaşıdır. Önce insan anlayışını benimsemiş olan kurumlar, arzu ve heyecan ile çalışanlar yaratmada her zaman için rakiplerine göre bir adım önde olacaklardır.

ONURU GÖZ ARDI ETMEMEK

Onur. Maddi olmayan en önemli kişisel değer olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısı ile yönetim tüm davranış ve konuşmalarında çalışanların bu en önemli kişisel değeri dikkate almalıdır.

İşte bunları başarabilmenin yolu;

MOTİVASYON

Kelime anlamı olarak baktığımızda motivasyon için;

İnsanları pozitif düşünce ile harekete geçiren, verimliliklerini arttıran bir duygu yoğunluğu olarak tanım yapmak mümkün olabilir. Ve bu duygu yoğunluğunun sağlanabilmesi için en önemli görev de liderlere düşmektedir. Liderler çalışanların motivasyonu için onların içsel ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile çalışana adaletli bir çalışma imkânı sunmalı ve bu adaleti çalışanlar arasında dengelemelidir. Eğer çalışan bu konuda şüpheye düşerse motivasyonunun dibe vuracağını söyleyebiliriz.

İçsel ihtiyaçların karşılanmasında bir diğer konu da davranış tarzlarıdır. Günümüz modern yönetim anlayışında emretmek veya bu anlamı yükleyen konuşma ve yazışma tarzı terk etilmiş olmasına rağmen, bu anlayışın sürdüğü ortamların ve iptidai davranış tarzlarının halen daha var olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Buradan çıkan sonuç, çalışanın hiçbir zaman motivasyon konusunda yalnız bırakılmaması gerekliliğidir.

Lider her zaman için çalışanının yanında olduğunu, ona yol gösterici olduğunu hissettirmeli ve cesaret vermelidir.

Motivasyon konusunda liderlerin yaptığı en büyük yanlışlarından bir tanesi de yapılan her işe karışmak ve müdahale etmektir. Bu durum çalışanın insiyatifsiz bir duruma gelmesine neden olacaktır.

“Arkamdan yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü ki böylece ikimiz de eşit olalım.”


Çalışan motivasyonu için içsel ihtiyaçların karşılanmasında bu Kızılderili atasözü liderler için iyi bir örnek olabilir. Lider, gerektiğinde önde yürümeyi, gerektiğinde arkadan yürümeyi ve gerektiğinde çalışanın yanında olmayı bilmelidir.

Dışsal ihtiyaçların karşılanmasında ise en önemli motivasyon aracı performans yönetimine dayalı bir gelir sisteminin olmasıdır.

Bu ihtiyaçların karşılanması çalışanların kurumun değerlerini sahiplenmesine, performansın yükselmesine, verimliliğin artmasına neden olacak ve verdikleri emeğin kurum için ne kadar değerli olduğunu düşüneceklerdir.

Değerli bir insan olduğunu hissetmek…


Motivasyon için söylenecek belki de en önemli sonuç…Sizce de öyle değil mi?

16 Ocak 2010 Cumartesi


İŞİNİZ ve YAŞAMINIZ SİZİ HEYECANLANDIRIYOR MU?

Çoğu zaman sohbetler sırasından konuşulan konuların başında gelir. İş yaşamının ve hayatın getirdiği yoğun çalışma ortamı ve stres.

Bazen bir özlem olarak da dile getirilir; Ah bir emekli olsam. Deniz kenarında bir ev. Huzurlu bir ortam. Sessiz ve sakin.

Alır gidersiniz başınızı o sakin ortamlara, bir bakarsınız ki iş göründüğü gibi değil. Yılların alışkanlığını ve yaşam tarzını değiştirmek çok zor.

Dersiniz ki buralar bana göre değil. Burası bana uymuyor. Aslında uymayan belki de orası değil sizsinizdir.

Hani denir ya burası sana değil sen buraya uygun değilsin. İşte öyle bir şey.

Önemli olan beklentilerinizin, standartlarınızın ve nasıl bir hayat tarzı istediğiniz ve bunu nasıl hayata geçireceğiniz konusundaki kararınızdır.

Rutin bir hayat yaşama düşüncesi beni hep ürkütmüştür.
Heyecan için yaşamak, sürekli hareket ve canlılık…
Yeni fikirler ve projeler üretmek… İçinde bulunduğunuz topluma faydalı olmak. Yeni insanların yetişmesi için bilginizi aktarmak…

Ve bunları gerçekleştirirken de takım halinde çalışmak
Başarıyı birlikte yakalamak ve paylaşmak…

Düşünün bir kere. Bu yaşamdan ayrılırken yanınızda ne götürebiliyorsunuz ki. Sizde kalan sadece bilginizi. Onu da paylaşabilmek ve yeni nesillere aktarabilmek. O yetişen insanlarda bir emeğinizin olduğunu bilmek hayatınıza bir anlam katmaz mı?

Çoğu zaman masa başı görevlerde istenir. İşte size rutin bir görev. Ama unutmayın, masa başında geçireceğiniz bir saat insanlarla geçireceğiniz beş saatten daha yorucu olabilir. Bir bakmışsınız standart bir insan oluvermişsiniz.

Bir başka ele alınması gereken konuda çalıştığınız gibi eğlenmeyi de bilmektir.

Aslında yaşamınız ve özelliklede iş yaşamınızı heyecanlı hale getirmek bir yerde sizin elinizde.

Yeter ki hedeflerinizi doğru koyun ve kendinizi iyi tanıyın.

Siz kendi heyecanınızı işinize katmazsanız eğer iş sizi sarıp sarmalar. Bir bakmışsınız ki sabah sekiz akşam altı mesaisi yapıyorsunuz. Ve ya 7/24 çalışıyorsunuz fark etmez.

Rutin bir çalışma sistemi. İşe başla, işi yap, mesai bitti eve dönüş.
Ertesi gün aynı şey…..

Aslında sizi heyecanlandıracak o kadar çok yeni fikir ve proje üretebilirsiniz ki. Yeter ki isteyin.

Unutmayın en büyük insan kaynağı yöneticisi kendinizsiniz.

Kendinize bir sorun;

•Hayatınızın maçını kim kazanır? İşiniz mi yoksa siz mi?
•Beklenmedik deneyimlerle karşılaştığınızda nasıl davranırsınız?
•İş arkadaşlarınız sizin rakibiniz midir?
•Yeni fikirler sizi heyecanlandırır mı?
•Kararları paylaşarak mı alırsınız? Yoksa benlik duygunuz hep ön planda mıdır?
•Eski köye yeni adet getirebilir misiniz?
•Yeni insanlarla tanışmak sizi heyecanlandırır mı?
Lütfen cevaplarınızı bana yazar mısınız?

Cevaplarınız nasıl bilmiyorum ama asıl cevabı verilmesi gereken soru;
Siz yaşamınızda yeni heyecanlara hazır mısınız?

Cevabını veremiyor musunuz?

Unutmayın;

“Kanatlarınızı açmadan ne kadar uzağa uçacağınızı bilemezsiniz.”

YAŞAMDA BAŞARIYI YAKALAMAK


Çoğu zaman kendi kendimize sorarız. Ne için mücadele ediyoruz? Sohbetlerde de hep gündeme gelir bu soru. Sonra denir ki bir arkana bakıyorsun hepsi boş.

Sizce doğru bir söz müdür, her şeyin boş olduğu? Kişinin kendi beklentileri ile bağlantılı bir cevap olabilir şeklinde yorumlarsak yanlış yapmayız diye düşünüyorum.
Yaşam ve beklentiler.
Yaşam boyunca neleri gerçekleştirebildiğiniz, neleri gerçekleştiremediğiniz. Hep bunun sorgulaması yapılmaz mı. Tabi ki önemli olan konu o beklentilere ulaşmak için kişinin ne yaptığıdır.


Size hayata dair beklentiniz nedir, diye sorsam ne cevap verirdiniz?
İster sosyal yaşamınız ve aile yaşamınız açısından değerlendirin, isterseniz iş yaşamınız açısından.Neler sıralanmaz ki. Neler dile getirilmez ki…
Aslında ikisinin de ortak paydaları var;
İyi bir iş arkadaşlağı, iyi bir komşuluk ilişkileri
İyi bir çalışma alanı olarak ofisiniz, iyi bir yaşam alanı olarak eviniz
İyi bir kariyer imkanı, iyi bir sosyal statü
İyi bir kazanç, daha iyi bir sosyal yaşam
İş ilişkilerinde sevgi, saygı ve hoşgörü, aile içinde sevgi, saygı ve hoşgörü
İş ilişkilerinde güven, aile içinde güven
Size her zaman destek veren bir yöneticiniz, size her zaman destek veren bir eşiniz.

Bu örnekleri çoğaltabilirsiniz. Yaşama dair söyleyebileceğimiz o kadar çok şey var ki.
Size ikinci soruyu sorsam; ister iş yaşamı ve yine isterseniz sosyal ve aile yaşamınızda olsun, yaşadığınız en mutlu anı hatırlıyor musunuz?


Terfi ettiniz ve yeni bir ofisiniz oldu, yeni bahçeli bir eviniz oldu
Maaşınızda iyi bir artış, daha iyi sosyal yaşam imkanı
İdealinizdeki işe başladınız, idealinizdeki kişi ile evlendiniz...


Bu örnekleri de çoğaltabilirsiniz. Çoğaltabilirsiniz ama… İşte işin aması var. Aslında burada unutulmaması gereken bir gerçek var. Ve bu gerçeği bulmak için aynı soruları kendime sorduğumda ortaya sadece bir cevap çıkıyor;


Huzur ve başarı.


En iyi kazancı, en iyi pozisyonu, en iyi çalışma koşullarını profesyonel anlamda yakalamış olabiliriz. En iyi sosyal imkanları da yakalamış olabiliriz.
Sonuçta yukarıda yazdığım bütün iyileri yakalamış olabilirsiniz.
Ama aslolan iki duyguyu bir noktada buluşturabilmek. Bu iki duyguyu aynı anda yaşayabilmek. Asıl en iyiyi o zaman yakalamış oluyoruz.


Huzur ve başarı.


Başarırsınız. O başarıda huzuru yakalayamazsanız eğer başarının hiçbir anlamı kalmıyor. Hani yıllar sonra anlatılan pişmanlık hikayeleri vardır ya aynen onun gibi.
İşte o zaman belki de şu soruyu sormak gerekir;


Önce huzur mu olmalı yoksa başarımı?


Cevabını verebildiniz mi?
Veremediniz mi?


İşte size bir ipucu.

İşe nerede olursak olalım karşılıklı sevgi ve saygıdan başlayalım mı?

Sonra da şu soruyu soralım kendimize;
Huzurun olmadığı yerde başarı yakalanabilir mi?

Cevabı çok önemli yaşamı boş geçirmemek için.