ONBİR “S” BİR “G” KURALI
Geçen hafta Pazar günü farklı bir gün yaşadık İstanbul’ da hayat arkadaşımla birlikte. Güzel ve güneşli bir hava, boğazın maviliğinde süzülen vapurumuzla Eminönü’ ne geçtik martıların eşliğinde. Önce Ekonomi Gazetecileri Derneği tarafından düzenlenen bir etkinliğe katıldık, ardından soluğu Karaköy Güllüoğlu’nda aldık.
KÜLTÜR BAŞKENTİ İSTANBUL
Ekonomi Gazetecileri Derneği Başkanı ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri sevgili Celal Toprak tarafından geldi davet. Biz de memnuniyetle davete icabet ettik. Başkan bu güzel etkinliğin amacını “meslektaşlarımızı ve dostlarımızı bir araya getirerek hem mesleki dayanışmayı artırmak, hem de 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’ un güzelliklerini birlikte keşfetmek” olarak açıkladı yaptığı konuşmasında.
Ailelerin de katılımının sağlandığı, kahvaltı ve ardından hep birlikte tarihi yarımada gezisi ve Arkeoloji Müzesine gezi şeklinde planlanan bu güzel organizasyon için Başkan ve Yönetim Kurulu üyelerine tebrikler…
Kahvaltıdan sonra, tarihi yarımada turuna çıktık. Dernek tarafından dağıtılan mavi yağmurluklar da sürprize karşı hazırlıklı olunduğunun göstergesiydi ve aynı zamanda da grubun seçiciliğini arttırmıştı.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti olmayı fazlasıyla hak ediyor. Ediyor etmesine de bizler yaşamın yoğunluğu içinde bunun ne kadar farkındayız orası soru işareti. Etkinliğin bu farkındalığı sağlaması açısından bizim için mükemmel bir fırsat olduğunu hissettik arkeoloji müzesine doğru yaptığımız yürüyüş sırasında.
Arkeoloji müzesi ayrı bir dünya. Mezopotamya’ dan başlayan ve günümüze süren tarihi yolculuk “Disk Atan Adam” heykeli ile son buldu.
ONBİR “S” BİR “G” KURALI
Tarihi Yarımada turundan sonra güne Karaköy’ de devam ettik. Durağımız Karaköy Güllüoğlu oldu. Bu güzel mekanda Karaköy Güllüoğlu Baklavaları Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Nadir Güllü ile de sohbet etme imkanı bulduk. Nadir Bey ile Mutfak Dostları Derneğine üyeliğim sonrasında tanışmıştım. Kendisi aynı zamanda derneğimizin de Yönetim Kurulu üyesi.
Sohbetimiz sırasında Nadir Bey Karaköy Güllüoğlu'nda Nadir Güllü Anayasası olarak bilinen "11 S 1G" kuralından bahsetti. Çok ilgimi çeken bu kuralı sizlerle paylaşıyorum. İşte Nadir Güllü’ den Nadir Güllü anayasasının kuralları;
Saygı; Mesleğinize saygı duyacak ve saygı duymadığını işi yapmayacaksınız.
Sevgi; Usta hamuru sevgiyle yoğuracak. Ruhunu yüreğini koyacak, yaptığı işi sevecek.
Sorumluluk; Kendin sevmediğin ürünü, başkasına yedirmeyeceksiniz.
Sadakat; Yaptığın işte sadık olacaksın.
Sahiplenmek, Aidiyet duygunuz gelişmiş olacak, kendi işiniz olmasa bile sizi işinizmiş gibi çalışacaksınız. O işe sahipleneceksiniz.
Sistem; Sitem sahibi olacaksın. Herkes ne iş yaptığını bilecek.
Süreklilik; Karaköy Güllüoğlu 60 yıldır aynı semtte. Adres marka haline geldik. Sebat etmek, Sabretmek: Bereket azdadır. Un mübarek bir üründür. Bu işi yapan, bu işten bereketlenir. Ekmeğe, nimete saygı duyarsan bereketli olur. Aza kanaat etmeyen, çoğu bulamaz.
Savaşmak; hiçbir zaman mücadeleyi bırakmayacak, hangi zorluklar çıkarsa çıksın karşınıza, başarı için mutlak mücadele şarttır, yılmayacak çalışacak, gerekirse savaşacaksınız.
Samimiyet; Yapmacık olma. Samimi ol; herkese karşı samimi ve içten ol.
Ve bir de G var ki, o da
Gülümseme; Gülümsemeyen ya da gülümsemeyi başaramayan esnaflık yapmasın.
Başarının sırrının bu kurallarda olduğunu belirten Nadir Bey, söz kültürden açılınca bir ülkenin mutfağı o ülkenin kültürünün bir parçasıdır. Baklavanın da bu mutfağın bir parçası olduğunu, kendisinin de bu uzmanlığını tanıttığını, ambalajıyla, ustalığıyla, işe yüreğini koyarak turizme hizmet ettiğini belirtti.
Bu sözlerin arasından çıkardığım bir notta, başarı için çıraklığını yaptığın işte uzmanlık yapılmasının, ambalajından ürün kalitesine kadar her sürece önem verilmesinin ve yapılan işe yüreğinin de konulması gerektiği oldu.
Bir başka ayrıntı da tatil ve izin günlerinde çalışan ustaların aileleri için sürekli farklılaştırdığı sürprizlerdi. O gün çalışan ustaların eşleri için ödül mutfak takımı ve Güllüoğlu’nda yenilen bir yemekti. Çalışanın ailelerini de unutmamak gerektiğini belirtiyordu ki, bu da gerçekten önemli bir iletişim ve insan kaynakları uygulamasıydı.
Bir etkinlik ve bir marka. İkisinin de özünde kültüre sahip çıkmak yatıyor.
Sürdürülebilir bir gelecek için kültürümüze sahip çıkalım.
El ele gönül gönüle…
29 Mart 2010 Pazartesi
24 Mart 2010 Çarşamba
KENDİNİZİ
KEŞFETMENİN SIRLARI
Kaç tarihinde dünyaya geldiniz, kaç yaşındasınız bilmiyorum ama şimdi kendinize şu iki soruyu sorun;
Dünyaya gözlerimi açtığım o ilk an kendimi bilseydim kendim için nasıl bir portre çizerdim?
Yaşamdaki hedefim ne olurdu?
Şimdi ben size soruyorum;
İlk hedefinizi ne zaman koydunuz? Bu hedefiniz neydi? Ve bu hedefe ulaşabildiniz mi?
Ve şimdi ikinci soru;
Şimdiki hedefiniz nedir? Bu hedefe nasıl ulaşacaksınız?
Bütün sorulara verdiğiniz cevapları bir kenara not edin ve aralarındaki farkları bulmaya çalışın.
Aradaki farklar size kendinizi yeniden keşfetmenin ip uçlarını verebilir.
Yaşam değişikliklerle doludur. Bu değişiklikler kimi zaman insanoğlunu üzerken kimi zamanda mutlu olmasına neden olur.
İnsanoğlu doğduğu andan itibaren sürekli bir değişim içindedir.
Uzmanlar ne diyor;
Bebek ilk üç ay içinde sese tepki verir, gözleri ile hareket eden nesneleri takip edebilir, altı on iki ay arasında emekleyebilir ve oturabilir,on iki on sekiz ay arasında da yürümeye başlar. Ve bu değişim böyle devam eder.
Değişim dünyasında yaşamı en güzel ve heyecanlı yaşamanın en önemli kriteri, yetkinliğimizi kazandığımız andan itibaren değişimin her aşamasında kendimizi doğru keşfedebilmektir.
Kendinizi doğru keşfedebilmenin birinci sırrı karşınıza çıkan zorluklar ve engellerin sizi engellemesine izin vermemenizdir. Eğer bu izni verirseniz acımasız rekabetin olduğu bu dünyada geride kalmaya mahkum olursunuz.
Değişim dünyasında kendimizi keşfetmenin ikinci sırrı kişisel gelişime zaman ayırmanızdır. Kişisel gelişim aynı zamanda sizin fırsatları tam zamanında değerlendirebilmenize yardımcı olacaktır. Elde ettiğiniz bilgiler hem sizin değerinizi arttıracak hem de çevrenizle olan iletişiminize katkı sağlayacaktır.
Üçüncü sır, işinizi zorunlu olarak değil zorlukları olsa da severek yapılması gereken bir iş olarak görebilmenizdir. Bu durumda her başarınız hem size hem de etrafınıza pozitif bakış açısı kazandıracaktır. Bir idol olmanız işten bile değildir.
Yaşam deneyimlerle doludur. Ve yaşamda öyle anlar olur ki bu deneyimleriniz başkalarına ışık tutarken kendinize yol gösterici olamayabilir. Hani “mum dibine ışık vermez” derler ya aynen öyle…
Deneyimlerinizi değerli bir hazine gibi saklayın ve onlardan faydalanın. Deneyimleriniz kendinizi keşfedebilmenin dördüncü sırrıdır.
Sizinle paylaşacağım beşinci sır, düşünceleriniz ve fikirlerinizdir. Hayata geçirebildikleriniz ve geçiremediklerinizle birlikte. Fikir kitabınızı sürekli gözden geçirin. Hem kendinizi keşfetmenize, hem de yarın yeni bir fırsatı değerlendirmenize yardımcı olacaktır.
Kendinizi yeniden keşfedebilmenin belki de en güzel yolu rekabettir. Rekabet sizinle paylaşacağım son sır. Bir düşünün başkaları ile rekabet etmek mi, yoksa kendinizle rekabet etmek mi önemlidir? Yoksa her ikisi mi?
Vereceğiniz cevap, kendinizi yeniden keşfetmenin son sırrı olacak.
Benim cevabım mı? O cevap kendi sırrım olarak bende saklı.
Önemli olan sizin cevabınız?
Yeni ufuklara yelken açabilmeniz için…
KEŞFETMENİN SIRLARI
Kaç tarihinde dünyaya geldiniz, kaç yaşındasınız bilmiyorum ama şimdi kendinize şu iki soruyu sorun;
Dünyaya gözlerimi açtığım o ilk an kendimi bilseydim kendim için nasıl bir portre çizerdim?
Yaşamdaki hedefim ne olurdu?
Şimdi ben size soruyorum;
İlk hedefinizi ne zaman koydunuz? Bu hedefiniz neydi? Ve bu hedefe ulaşabildiniz mi?
Ve şimdi ikinci soru;
Şimdiki hedefiniz nedir? Bu hedefe nasıl ulaşacaksınız?
Bütün sorulara verdiğiniz cevapları bir kenara not edin ve aralarındaki farkları bulmaya çalışın.
Aradaki farklar size kendinizi yeniden keşfetmenin ip uçlarını verebilir.
Yaşam değişikliklerle doludur. Bu değişiklikler kimi zaman insanoğlunu üzerken kimi zamanda mutlu olmasına neden olur.
İnsanoğlu doğduğu andan itibaren sürekli bir değişim içindedir.
Uzmanlar ne diyor;
Bebek ilk üç ay içinde sese tepki verir, gözleri ile hareket eden nesneleri takip edebilir, altı on iki ay arasında emekleyebilir ve oturabilir,on iki on sekiz ay arasında da yürümeye başlar. Ve bu değişim böyle devam eder.
Değişim dünyasında yaşamı en güzel ve heyecanlı yaşamanın en önemli kriteri, yetkinliğimizi kazandığımız andan itibaren değişimin her aşamasında kendimizi doğru keşfedebilmektir.
Kendinizi doğru keşfedebilmenin birinci sırrı karşınıza çıkan zorluklar ve engellerin sizi engellemesine izin vermemenizdir. Eğer bu izni verirseniz acımasız rekabetin olduğu bu dünyada geride kalmaya mahkum olursunuz.
Değişim dünyasında kendimizi keşfetmenin ikinci sırrı kişisel gelişime zaman ayırmanızdır. Kişisel gelişim aynı zamanda sizin fırsatları tam zamanında değerlendirebilmenize yardımcı olacaktır. Elde ettiğiniz bilgiler hem sizin değerinizi arttıracak hem de çevrenizle olan iletişiminize katkı sağlayacaktır.
Üçüncü sır, işinizi zorunlu olarak değil zorlukları olsa da severek yapılması gereken bir iş olarak görebilmenizdir. Bu durumda her başarınız hem size hem de etrafınıza pozitif bakış açısı kazandıracaktır. Bir idol olmanız işten bile değildir.
Yaşam deneyimlerle doludur. Ve yaşamda öyle anlar olur ki bu deneyimleriniz başkalarına ışık tutarken kendinize yol gösterici olamayabilir. Hani “mum dibine ışık vermez” derler ya aynen öyle…
Deneyimlerinizi değerli bir hazine gibi saklayın ve onlardan faydalanın. Deneyimleriniz kendinizi keşfedebilmenin dördüncü sırrıdır.
Sizinle paylaşacağım beşinci sır, düşünceleriniz ve fikirlerinizdir. Hayata geçirebildikleriniz ve geçiremediklerinizle birlikte. Fikir kitabınızı sürekli gözden geçirin. Hem kendinizi keşfetmenize, hem de yarın yeni bir fırsatı değerlendirmenize yardımcı olacaktır.
Kendinizi yeniden keşfedebilmenin belki de en güzel yolu rekabettir. Rekabet sizinle paylaşacağım son sır. Bir düşünün başkaları ile rekabet etmek mi, yoksa kendinizle rekabet etmek mi önemlidir? Yoksa her ikisi mi?
Vereceğiniz cevap, kendinizi yeniden keşfetmenin son sırrı olacak.
Benim cevabım mı? O cevap kendi sırrım olarak bende saklı.
Önemli olan sizin cevabınız?
Yeni ufuklara yelken açabilmeniz için…
Etiketler:
Başarı,
Keşfetmek,
Kişisel Gelişim,
Mutluluk,
Yaşamın İçinden
15 Mart 2010 Pazartesi
HAYATI EĞLENCELİ, MUTLU ve BAŞARILI YAŞAMAK
Günümüzün yoğun, stresli ve hızlı temposunda birçok insanın hedeflediği; hayatı eğlenceli, mutlu ve başarılı yaşayabilmektir. Kulağa hoş gelse ve birçok insan bu arzusunu hemen her ortamda dillendirse de, yaşamda bu düşünceyi uygulamaya geçirebilmek çok zor, diyebilirsiniz. Aslında evet zor ama, istendiğinde başarılabilecek bir yaşam tarzıdır. Ancak ne yazık ki olayları değerlendirmede yapılan hatalar, öncelikleri doğru belirleyememek vb. nedenler yaşamı renklendirmeye, zenginleştirmeye ve güzel sonuçlara ulaşmaya engel olabilmektedir.
Bu gün sizinle paylaşacağım tecrübeler belki de bir ışık tutabilecektir, hayatınızı eğlenceli, mutlu ve başarılı yaşamanız için.
Her insanın yaşamdaki başarı ve mutluluğunun belirleyicileri farklı olsa da, sizce bu hedefe ulaşmanın yolu nedir? Diye sorsam cevabınız ne olurdu?
Çok para kazanmak mı?
Hani halk arsında hep ifade edilen mühim şahsiyetlerden biri olmak mı?
Yaptıklarınızın karşılığında takdir edilmek mi?
Daha onlarca soru sorabilirim size bu konuda. Ama sonuçta iş dönüp dolaşıp size gelir. Yani sizin yaşamda eğlenceden, mutluluk ve başarıdan ne anladığınıza ve ne beklediğinize. Bu noktada işin özünün ayrıntılarda gizli olduğunu unutmak gerekiyor.
Mutsuzluk ifadelerinden bir tanesidir, “işimi pek sevmiyorum ama ne yapalım para kazanmak için ya da bir kere tercih ettim ve bu işi sürdürmek zorundayım” sözü. Yok mudur bu mutsuzluk ortamından kurtulmanın bir yolu?
Var tabiî ki.
Bu yol yaptığınız işe sizin değer ve anlam katabilmenizden geçer. O değer ve anlam sizin standart olarak yapılan işte fark yaratmanızı ve mutlu olabilmenizi sağlayacaktır.
Para kazanmak, hem de çok para kazanmak. Etrafımızda çok para kazanıyor diye gördüğümüz o kadar çok insan var ki? Hayatı eğlenceli, mutlu ve başarılı yaşamanın yolu buradan mı geçiyor diye düşünülebilir. Burada da yine mutluluk para kazanma da değil, kazanılan paranın kullanılmasındaki ayrıntıda saklı.
İşte size bu noktada bir sözü hatırlatacağım;
“Veren el, alan elden her zaman üstündür” . Kazandıklarınızla, çevrenize kazandırdıklarınız, işte sizin iç huzuru yakalamanız için önemli bir fırsat.
Siz ne verdiğinize ve karşılığında kime neler kazandırdıklarınıza odaklandığınızda iç huzuru, mutluluğu ve başarıyı daha rahat yakalayabilirsiniz.
Hepimiz okul sıralarından geçtik. Öğretmenlik kutsal bir meslektir. Ülkemizdeki öğretmenlerimizin şartları da bellidir. Ya, her gün bu kadar çocuğun, velinin kahrını çekiyorum diyebilirsiniz, ya da bugüne kadar kaç tane çocuğun yetişmesine katkı sağladığınızı ve daha hangi çocukların geleceğini nasıl daha da farklı şekillendirebileceğinize odaklanır ve yeni projelerle heyecan duyabilirsiniz.
Hangisi sizi mutlu edecektir? Ya yaptığınız işin bir zorunluluktan ibaret olduğunu düşüneceksiniz ve mutsuzluğa yakın olacaksınız, ya da vermenin almaktan daha büyük bir haz olduğunu düşünerek yine mutlu olacaksınız.
Doğru seçim yapmanız hayatınızı eğlenceli, mutlu ve başarılı yaşamınızı sağlayacaktır.
Dünyada denizyıldızını kurtaran birçok insan vardır. O noktada yapılanlarda da bir sıradanlaşma söz konusudur. Önemli olan, o iyi niyet elçisi insanların arasından yaptıklarınızı farklılaştırarak sıyrılabilmektir. O insanların lideri olabilmektir.
Gelelim ikinci soruya. Mühim insan olmak.
Sizce etrafınızdaki hangi insan önemli değildir? Sayabilir misiniz?
Sayamadınız mı?
Yoksa hepsinin bir önemi var mı?
Evet. Yaşamda önce kendimiz olmak üzere her insanın bir değeri vardır.
Ve biz bunun farkına şimdi vardıysak eğer, yaşamımızın bundan sonra daha eğlenceli, mutlu ve başarılı geçeceğini düşünebiliriz. Önemli olan çevremizdeki insanlar ile paylaştıklarımızı ve paylaşabileceklerimizi arttırabilmemizdir.
Zaten çevremizin farkındaysak, o zaman söylenecek bir söz yok. Siz de bunu başaran ender insanlardan bir tanesisiniz.
Yaptıklarınızın takdir edilmemesi hayatınızı eğlenceli, mutlu ve başarılı yaşamanızın önünde bir engel midir? Diye sorsam. Bu soruya cevabınız ne olurdu?
Evet mi, hayır mı?
Burada daha önceki yazılarımda sizinle paylaştığım;
“Marifet iltifata tabidir, iltifatsız marifet zayidir.” Sözü aklıma geldi.
Ya gelmezse o iltifat. O zaman ne olacak?
Yapılan hiçbir iyi niyetli çalışma ve emek karşılıksız kalmaz.
Siz işinizi doğru yaptığınızdan emin olun. Gelecek olan iltifat sizin için daha da anlamlı olacaktır.
Hayatınızı eğlenceli, mutlu ve başarılı yaşamanız dileği ile…
Günümüzün yoğun, stresli ve hızlı temposunda birçok insanın hedeflediği; hayatı eğlenceli, mutlu ve başarılı yaşayabilmektir. Kulağa hoş gelse ve birçok insan bu arzusunu hemen her ortamda dillendirse de, yaşamda bu düşünceyi uygulamaya geçirebilmek çok zor, diyebilirsiniz. Aslında evet zor ama, istendiğinde başarılabilecek bir yaşam tarzıdır. Ancak ne yazık ki olayları değerlendirmede yapılan hatalar, öncelikleri doğru belirleyememek vb. nedenler yaşamı renklendirmeye, zenginleştirmeye ve güzel sonuçlara ulaşmaya engel olabilmektedir.
Bu gün sizinle paylaşacağım tecrübeler belki de bir ışık tutabilecektir, hayatınızı eğlenceli, mutlu ve başarılı yaşamanız için.
Her insanın yaşamdaki başarı ve mutluluğunun belirleyicileri farklı olsa da, sizce bu hedefe ulaşmanın yolu nedir? Diye sorsam cevabınız ne olurdu?
Çok para kazanmak mı?
Hani halk arsında hep ifade edilen mühim şahsiyetlerden biri olmak mı?
Yaptıklarınızın karşılığında takdir edilmek mi?
Daha onlarca soru sorabilirim size bu konuda. Ama sonuçta iş dönüp dolaşıp size gelir. Yani sizin yaşamda eğlenceden, mutluluk ve başarıdan ne anladığınıza ve ne beklediğinize. Bu noktada işin özünün ayrıntılarda gizli olduğunu unutmak gerekiyor.
Mutsuzluk ifadelerinden bir tanesidir, “işimi pek sevmiyorum ama ne yapalım para kazanmak için ya da bir kere tercih ettim ve bu işi sürdürmek zorundayım” sözü. Yok mudur bu mutsuzluk ortamından kurtulmanın bir yolu?
Var tabiî ki.
Bu yol yaptığınız işe sizin değer ve anlam katabilmenizden geçer. O değer ve anlam sizin standart olarak yapılan işte fark yaratmanızı ve mutlu olabilmenizi sağlayacaktır.
Para kazanmak, hem de çok para kazanmak. Etrafımızda çok para kazanıyor diye gördüğümüz o kadar çok insan var ki? Hayatı eğlenceli, mutlu ve başarılı yaşamanın yolu buradan mı geçiyor diye düşünülebilir. Burada da yine mutluluk para kazanma da değil, kazanılan paranın kullanılmasındaki ayrıntıda saklı.
İşte size bu noktada bir sözü hatırlatacağım;
“Veren el, alan elden her zaman üstündür” . Kazandıklarınızla, çevrenize kazandırdıklarınız, işte sizin iç huzuru yakalamanız için önemli bir fırsat.
Siz ne verdiğinize ve karşılığında kime neler kazandırdıklarınıza odaklandığınızda iç huzuru, mutluluğu ve başarıyı daha rahat yakalayabilirsiniz.
Hepimiz okul sıralarından geçtik. Öğretmenlik kutsal bir meslektir. Ülkemizdeki öğretmenlerimizin şartları da bellidir. Ya, her gün bu kadar çocuğun, velinin kahrını çekiyorum diyebilirsiniz, ya da bugüne kadar kaç tane çocuğun yetişmesine katkı sağladığınızı ve daha hangi çocukların geleceğini nasıl daha da farklı şekillendirebileceğinize odaklanır ve yeni projelerle heyecan duyabilirsiniz.
Hangisi sizi mutlu edecektir? Ya yaptığınız işin bir zorunluluktan ibaret olduğunu düşüneceksiniz ve mutsuzluğa yakın olacaksınız, ya da vermenin almaktan daha büyük bir haz olduğunu düşünerek yine mutlu olacaksınız.
Doğru seçim yapmanız hayatınızı eğlenceli, mutlu ve başarılı yaşamınızı sağlayacaktır.
Dünyada denizyıldızını kurtaran birçok insan vardır. O noktada yapılanlarda da bir sıradanlaşma söz konusudur. Önemli olan, o iyi niyet elçisi insanların arasından yaptıklarınızı farklılaştırarak sıyrılabilmektir. O insanların lideri olabilmektir.
Gelelim ikinci soruya. Mühim insan olmak.
Sizce etrafınızdaki hangi insan önemli değildir? Sayabilir misiniz?
Sayamadınız mı?
Yoksa hepsinin bir önemi var mı?
Evet. Yaşamda önce kendimiz olmak üzere her insanın bir değeri vardır.
Ve biz bunun farkına şimdi vardıysak eğer, yaşamımızın bundan sonra daha eğlenceli, mutlu ve başarılı geçeceğini düşünebiliriz. Önemli olan çevremizdeki insanlar ile paylaştıklarımızı ve paylaşabileceklerimizi arttırabilmemizdir.
Zaten çevremizin farkındaysak, o zaman söylenecek bir söz yok. Siz de bunu başaran ender insanlardan bir tanesisiniz.
Yaptıklarınızın takdir edilmemesi hayatınızı eğlenceli, mutlu ve başarılı yaşamanızın önünde bir engel midir? Diye sorsam. Bu soruya cevabınız ne olurdu?
Evet mi, hayır mı?
Burada daha önceki yazılarımda sizinle paylaştığım;
“Marifet iltifata tabidir, iltifatsız marifet zayidir.” Sözü aklıma geldi.
Ya gelmezse o iltifat. O zaman ne olacak?
Yapılan hiçbir iyi niyetli çalışma ve emek karşılıksız kalmaz.
Siz işinizi doğru yaptığınızdan emin olun. Gelecek olan iltifat sizin için daha da anlamlı olacaktır.
Hayatınızı eğlenceli, mutlu ve başarılı yaşamanız dileği ile…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


