27 Mart 2011 Pazar




ORGANİZMA

Türkçe sözlükte organizma için şu tanımlama yapılmış;

Canlı bir varlığı oluşturan organların bütünü, uzviyet.

Günümüzde  yaşayan en büyük canlı organizma, yaşlı Amerikan ormanlarında keşfedilen bir mantar türü.

Bilim adamlarının tespitine göre dev mantar 3.4 kilometre karelik  bir alanı kaplamaktadır.
Armillaria Solidipes (Armillaria Ostoyae) adlı mantar türü, Oregon’un doğusundaki Malheur Ulusal Ormanında bulunuyor. Yine bilim adamları  bal mantarı olarak da bilinen bu dev mantarın  en az 2400 yaşında olduğunu belirtiyorlar. (Kaynak: Wikipedia)

2400 yaşında bir organizma. Tabiattaki değişimleri dikkate aldığımızda, ayakta kalabilmek ve yaşamını bu güne kadar sürdürebilmek için nasıl bir yapıya sahip olduğunu insan çok merak ediyor.
Biz dev mantarı Amerikan ormanlarında bırakıp, organizmanın diğer tanımlarına bakalım;
Fonksiyonlarını yaşama mümkün olduğunca uyum sağlayarak sürdüren karmaşık organlar sistemi için kullanılan bir kavramdır.
Yaşam, uyum sağlama ve sistem.
Bir diğer tanım;
Organizma, tek bir bütün oluşturacak şe­kilde çalışan ve birbirleriyle sürekli uyum içinde bulunan parçalardan oluşan bir canlı sistem.
Tek bir bütün oluşturmak ve sürekli uyum içinde çalışmak.
Çıkaracağımız sonuç;
Eğer sistemi doğru kurarak yaşamın değişen koşullarına ayak uydurabilirsen; uzun yıllar yaşama şansın olur.
Kurulacak sistemin de diğer tanımda olduğu gibi bütün organların, aynı hedefe odaklanarak sürekli uyum içinde çalışan bir bütünü oluşturmasını sağlaması gereklidir.
Sosyal bilimcilerde organizmayı, ortak bir hedefin gerçekleşmesi için uyum içinde çalışarak sürekli birbirlerinin yardımına koşan organlardan oluşmuş bir canlı olarak tanımlamaktadırlar.
Çünkü bütünün mevcudiyetini devam ettirebilmesi için bu şarttır. Bu devamlılık hem katkı verene hem de bütüne değer yaratacaktır.
Şirketleri de bu bakış açısıyla değerlendirdiğimizde benzer bir yapının olması gerektiğini görürüz. Geçmişten günümüze her yönden büyüyerek ve gelişerek gelen şirketlerin ortak noktaları yaşayan bir organizma olduklarını unutmamalarıdır.
Günümüzde ise daha gençlik yıllarını yeni yeni yaşamaya başlamış birçok şirketin bu temel yaşam kurallarını göz ardı ettiklerini rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz.
Bu durum ise gelecek nesillere taşınabilecek olan şirket sayısının özellikle ülkemizde gittikçe azalmasına neden olmaktadır.
Toplumlar için de aynı durum geçerlidir. Aynı yaşam kurallarını göz ardı eden toplumlarında kendi özlerini ve değerlerini  kaybetmeleri kaçınılmaz bir sonuçtur.
Konu organizma olunca GDO’ lardan da bahsetmeden geçemeyeceğim. Oradan da çıkaracağımız dersler var.
Daha çok ürün alma,  verimliliği arttırma adına genetiğiyle oynanan organizmalar  bugün insanlar için bir risk oluşturmuşlardır. Yaşamın sürdürülebilmesi adına. Organizmaya dışarıdan yapılan  müdahalelerin yarattığı bir sonuçtur bu durum.  Denge bozulmuştur ve doğal gıdalar her zamankinden daha değerli hale gelmiştir.
Buradan çıkaracağımız sonuç;
Organizmaya dışarıdan müdahaleler söz konusu olabilir, ama bu müdahaleler asla işin doğasını bozmamalıdır.
Ve tabiî ki işin doğası söz konusu olunca bir paragrafta nükleer enerji santrallerine  açmak gerekir.
Hele ki son Japonya deneyiminden sonra.
Enerji bir ihtiyaç yaşam için.
Yaşamın olması için de doğaya ihtiyaç vardır.
O halde yaşam için gerekli olan enerjiyi doğaya uygun elde etmenin yollarını bulmalıyız.
Doğa yoksa organizma da yok, yaşam da yok.

Hiç yorum yok: